Kızılbaşlıkta, “Bedenin Rahat ettirilmesi” demek, Vücudun Şehri’ni “Toprak Ana” nın kucağına hazırlamak, bu anlamıyla da doğuş haline uygun hale getirmek anlamına geliyor. Erkân, açıktır ki Hakk’a yürüyenin kadın ya da erkek oluşuna göre Pir ya da Pir Ana tarafından yürütülür. Onların bulunmadığı yerde müsahipli yetişkinler yapar bu görevi. Eğer, müsahipli de yoksa orada hazır bulunan yetişkin yol evletlarından birisi bu görevi yerine getirir.

a) Gözlerin Sırlanması (kapanması); Can bedeni terk edip son nefes verildiğinde, gözler açık kalır. Kadın ya da erkek olmasına bağlı olarak beden başındaki Pir ya da Pir ana ya da orada hazır bulunan bir Can, “gerçeğe hü!..“ diyerek orada bulunan canları sükuta çağırır. “Bismişah ya Hızır” diyerek sol eliyle Hakk’a yürüyen Can’ın açık olan “Beden Gözünü” kapatır. Sol el dilek elidir, sol el Hakk’a uzanan eldir Kızılbaşlıkta. Bu bakımdan erkâna dikkat edilir. Sol el gözlerin kapanması için uzanırken sağ el göğüste pençe olur.

Hemen belirtelim, Kızılbaşların bu yolculuk hizmetlerini, Kızılbaş Pirler ve Rehberler yürütür. Onların bulunmadığı yerde oniki hizmet erbabı, onların bulunmadığı yerde de, Yol-Erkan-Meydan’dan geçmiş her Can, yolculuk hizmetlerini yürütür. Bu hizmet, Derviş Tur Deden’in belirttiği gibi manevi de olsa imamlara, hocalara devredilemez. Bir Kızılbaş açısından bu kuralın tersini yapmak, ne yoldur ne de erkân. Bu bağlamda, Hakk’a yürüyen Can’ın gözlerini kaparken Pir;

“Tende ve canda kendini vareden Hakkın adıyla Bismişah!.. Kapadığım Hakk’a yürüyen canımızın beden gözüdür. Onun can gözü şu anda açıktır. Henüz bizim ile beraberdir. Biz de onunla beraberiz. Meydanımız onun ışığından nasip ala Can gözü üzerimizde ola. Hızır gözcüsü, Manzur terazisi ola.” der.

b) Çenenin Sırlanması (Bağlanması ): Gözlerin sırlanmasından sonra çenesi sırlanır. Beyaz ve kullanılmamış bir bezle çeneler birleştirilip, çenenin altından geçirilen bez başın üstünden ve biraz arkadan bağlanır. Hizmeti gören gulbankını okumaya devam eder ve şöyle der:

“Tende ve Canda kendini var eden Hakkın adıyla. Bismişah Halla Halla! Cümle canların hak kapısı, dilekler makamı, doğan doğuran, esirgeyen, bağışlayan ya Hak, senden geldim sana giderim. Bu can bu bedeni terketti. Dar-ı didar için yol hazırlığındadır. Sen yardım et ya Şah-ı Merdan !.. Kollarını aç Analar anası Ana Naciye. Darında rehber ol ya Mansur!.. Birler, Üçler, Beşler, Yediler, Onikiler, Kırklar ile olsun ya Hzır!…”

c) Yolculuk Döşeği: Hizmeti yürüten bir yandan Gulbankını okurken Hakk’a yürüyen canın bedeni üstündeki giysileri çıkartılır. Bütün giysiler çıkarıldıktan sonra Can yatağından çıkartılıp, başı gündoğumuna ayakları günbatımına gelecek şekilde, yerde hazırlanan yastıksız bir döşek üzerine uzatılır. Bu döşek onun son yolculuk döşeğidir. Kadim gelenekte bu döşek bir de onun ikrar ve Musahiplik erkânları sırasında atılmıştı

d) Ellerin ve Ayakların birlenmesi: Sonra bedenin birlenmesini sağlar. “Ya Hak! ya Hızır! ya Ana Naciye“ der. Erkekse, sağ eli sol elin üzerine koyarak önce göğüste elleri birler. Kadın ise bunun tersini yapar. Bu dar nizamıdır. Kadınınki göğüs hizasında erkeğinki göbek üstünde birlenir. Sonra ayak tarafına geçer. Ayakları düzeltir ve baş parmaklardan ayakları birleyerek bağlar.

e) Bedenin Örtülmesi: Bu işlem henüz bedenin sırlanması anlamını taşımıyor. Beden yıkanmasından sonraki örtüleme hizmeti bedenin sırlanmasıdır. Burada henüz yüzde görülecektir, beden de. Bu nedenle bu hizmete sırlama denmez.

Arılığın duruluğun simgesi olarak beyaz bir bez, bedenin başını ve ayaklarını örtecek şekilde, boylu boyunca beden üzerine örtülür. Hakk’a yürüyen Can eğer erkek ve yetişkin ise onun ikrar kemeri, genç ise kırmızı bir kuşak, yetişkin bir kadın ise, yine aynı bağlamda kemeri ya da “Üç Eteği” başucuna konur. Genç ise kırmızı tülbent ile kuşağı yeterlidir.

Hakka yürüyen Canın baş tarafına sehba ya da tepsi konur. Üzerine Kırmızı bir örtü atılır. Can hakkı için bir, Dört Kapı (kuvvet) hakkı için de Dört olmak üzere Beş adet Çerağ (Delil) uyandırılır. Delil uyandırılırken “Ya Hak, Ya Hızır, Ya Ana Naciye” denmesi yeterlidir. Gulbankların mümkün olduğunca sessiz ve sakin okunmasına dikkat edilmelidir.

Hakka Yürüyen Canın yolculuğunun başladığı yer ve zamana göre kimi tedbirlerin ya da hizmetlerin yürütülmesine dek, Müsahipli ise Müsahip kardeşleri yoksa en yakınlarından bir çift bedenin yanında bırakılır. Yetişkinlerden üç kişinin de Delilci-Gözcü ve Meydan hizmetlisi olarak orada kalması gerekir. Bedenin çevresinde toplanıp ağıtlar yakmak, genelinde Anadolu-Mezopotamya insanının geleneğinde bulunmaktadır. Ancak, Kızılbaş erkânı, yaşadığı bedeni terkedip yolculuğa durmuş bir Can’ın, huzursuz edilmemesini öğütler. Bu ayrılışın üzüntü veren yönü onun zahir yüzüdür. Yaşanılan kalıbın ve bir bütün alışkanlıkların, onunla örülmüş moral değerlerin terkidir acı veren. Oysa Batınen bu bir ayrılış değildir. Can’ın evrensel sonsuzsluktaki yerini ve süreğini devam ettirmek üzere çıktığı bir yolculuktur. Bu ise ölümsüz kabul edilen sevgi diyarına, gerçek yurda yani aslına kavuşma yürüyüşüdür. Burada geride kalan her canın sevinc duyması gerekir. Kızılbaş yolağına da “ölüm” denilen korku dininin gölgesi sindiğinden, her Hakk’a yürüyen Can’ın geride bıraktıkları için sevgi yerine korku çığlıkları, histerileri yaşanmaktadır. Bu kızılbaşlığa uygun değildir.

Canın Rahat Ettirilmesi ve Rızalık Darı

Kızılbaşlıkta, Hakka yürüyen bir can için yapılan ilk işlem, “bedenin rahat ettirilmesidir”. Bunu yukarda açıkladık. Ancak Kızılbaşlıkta esas olan canın ya da özün rahat ettirilmesidir. Çünkü, inanışa göre can, ölümsüzlüğe yürüyüş halinde olacaktır. Geride bıraktığı beden içindeyken yaşamı boyunca, yaptıkları ve yapamadıklarından sorumludur. Onun için, eğer, gerçek bir yol insanı olarak yaşamış ve kendini bilme kemâletine ermiş ise normalinde o, yaptıkları ve yapamadıkları için yolun kurduğu Hak Meydanları’nda hep dar olmuş ve özünün aynasını kendisine tutmuştur.

Yolculuk ani değilse eğer, son Darını bizzat kendisinin gördüğü yol insanlarının hem varlığı hem de çokluğu görülmüştür. Ancak, yolculuk hazırlıksız yakalamışsa bu nasipsiz yolculuk doğru olmaz. Bu nedenle de yolculuğa çıkan her can için ayrımsız “Canın Rahat Ettirilmesi” erkânı yürütülür. Buna “Rızalık Darı” denilir. Bedenin rahat ettirilmesinden sonra görülecek hizmetlerin hiç birisi bu erkân yürütülmeden başlanmaz. Can için Rızalık alınmadan hizmet olmaz.

a) Can İçin Dar Meydanı: Hakk’a yürüyen bir yol evladının son yolculuğu için yürütülecek erkân, Pir ve Pir Ananın meydan almasıyla başlar. Canın bedeni ilk terkinden sonra yapılan işlem bittikten sonra Pir, gerçek anlamda meydan açar. Bu meydan, Hakk’a yürüyen Can için Dar Meydanı’dır. Can için Dar Meydanı açılmadan hiç bir işlem yapılmaz.

Geçmeden hemen belirtelim, burada yapılan dar ivedilik arz eden bir dardır ve yolculuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkindir. Sözün gerçek anlamıyla Rızalık Darı, üç ya da yedi gün sonra yapılacak olan erkândır

İvedilik gerektiren ilk hizmetlerin yürütülmesi için meydan açan Pir, ilk iş Hakk’a yürüyen Can’ın başını gündoğumuna, ayaklarını günbatımına gelecek şekilde çevrilmesini sağlar. Yatağından alınarak beden yere konulur. Yukarda da değindik buna, “bedenin rahat ettirilmesi” denir. Gündoğumu-günbatımı yönü, “Evrensel Çark Nizamı” dır.

Çark nizamına uygun olarak beden rahat ettirildikten sonra Pir ya da Pir Ana oradaki hazır canları erkâna davet eder: Hazır bulunan kadın ve erkek bütün Canlar, “haremlik-selamlık” gibi kendilerine ait olmayan ayrımlara ve ayrılmalara tabi olmadan “saf” olurlar.

Pir ya da Pir Ana; “Gerçeğe hü! Edep-erkân Canlar!.. “ der. Sonra Hakk’a yürüyen Can’ın anne ve babasının adlarını vererek, örneğin, “Zeynep ile Hıdır’ın çocukları, Ana Zeynep‘ten Vücut bulup cana gelen, Aslı (ya da) Mazlum, bu gün bu bedeni terk edip hakka yürümüştür. Onun bu yolculuğunda menziline ulaşması için yani Hak ile Hak olması için bu meydandan Rızalık alması gerekmektedir. Hak kapısı, Rızalık kapısıdır. Arılık duruluk kapısıdır. Yolumuzun evladı Mazlum“un (ya da) Aslı’nın didar görmesi için dar olması zorunluluğu vardır. Onun adına varsa müsahibi yoksa en yakını, dar olup Mazlum için Rızalık almaya hazır mıdır?“ der ve sorar.

Yol-Erkan-Meydan, hiç kuşkusuz Hakka Yürüyen Can’ın dardan indirilmesi için, erkândan geçmiş olup olmadığına bağlı olarak hizmet yürütülmesini öngörür. Bu nedenle de Pir, Hakk’a yürüyen Can’ın müsahip kardeşini “Rızalık Darı” için öncelikle meydana ister.

Ancak içinden geçtiğimiz tarihsel uğrak dikkate alınarak ifade etmek gerekirse, hazır bulunan Canlardan o anda oradaysa ve hazır ise müsahibi, yok ise en yakını, Rızalık Darı’na durur.

Pir Rızalık için sorduğunda, hazır olan Can üç adım öne çıkar. Sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde çaprazlamasına, eller boyunda kement edilirken, Sağ ayak baş parmağı sol ayak baş parmağını kapatacak şekilde ayaklar birlenir ve dar olunur. Dar için böylece hazır olan Can;

“Gerçeğe hü! Tende ve canda kendini vareden Hakk’ın adıyla Bismişah Halla Halla!…Özüm darda yüzüm yerde. Tenim tercüman canım kurban. Hakk’a yürüyen (müsahibim-ya da- yakınım Mazlum’un-ya da-Aslı’nın) Rızalık Darı’na durmaya niyet ettim. Ağlattığı varsa güldüreyim. İncittiği varsa, ne dilerse onu yerine getireyim. Hakk’a yürüyen müsahibim (ya da yakınım) için meydandan rızalık dilerim. Dilek bizim Hak nefesi meydan erenlerinindir derim Pirim “

Pir;
“Gerçeğe Hü erenler! Hakka yürüyen Can için Dar olan ve Rızalık dileyen Canımızı duydunuz. Hakka yürüyen Can için bir diyeceği olan varsa, Meydan erenlerindir. Buyursun dile gelsin. Kimsenin diyeceği yoksa veya şimdi söylemiyorsa bundan sonra da söylemesin. Ebediyyen ağzını mühürlesin. Canımız Hakka ve hakikata yolcu olmuştur. Can gözü üzerimizdedir. Bu biline. Ardından kovu kaybet edilmeye” der.

Ve meydana üç kere sorusunu yineler. Hakk’a yürüyen Can için diyeceği olan der, alacağı olan alacağını orada ister. Vereceği olan vereceğini canlar huzurunda orada verir.

Erkân tamlamlandığında, Hakk’a yürüyen Canı, ana adıyla anarak meydana üç kez sorar;

“Gerçeğe hü erenler! Ana Zeynep oğlu Mazlum Canımızdan razımısınız?” der. Meydan ise “razıyız” şeklinde karşılık verir. Üç kez yinelenen bu davet bittiğinde Pir Rızalık nefesi verir;

“Hak da sizden razı olsun canlar!…

“Tende ve canda kendini vareden Hakkın adıyla Bismi Şah Halla halla!..”

dediğinde meydanda hazır olan canlar El-ele vererek Hakka yürüyen Can’ın sağ omuz hizasından sol omuz hizasına gelecek şekilde ayak ucunda el ele halka olur. Eğer bu erkân kapalı bir mekânda yerine getiriliyorsa, içerde uygun sayıda çiftin olmasına dikkat edilir. Çünkü, el ele tutulan safta, her can yüzyüze olacaktır. Kimse kimseye arkasını dönmeyecektir ve arkada kimse olmayacaktır.

“El ele
Yönümüz, kâbemiz, kıblemiz can cana.
Can didara Ana Zeynep’ten doğma (Mazlum ya da Aslı) için Dar olduk (Ana adı üç kez tekrarlanır)
Hal ile halleştik, özü öze bağladık Hakka yürüyen Canımız için yar olup yarleştik,
Eriyip arifler kazanında piştik.
Ya Hak, saklımız gizlimiz yok,
Sen bilirsin halimizi
Senden geldik sana döneriz. Binlerce eskinin ve binlerce yeninin hakkı için bağışla bizi,
Aramızdan ayrılan Canımızı sana yolcu ettik.
Ya Hak! üçlerin, beşlerin, yediler ile saf tutan Pirlerin,
Onikilere yeten Ariflerin,
Kırklara meydan, gönüllere rahman.
Esirgeyen, bağışlayan, besleyip büyüten, koruyup kollayan,
Hak kapısı Naciye hakkı için kapılarını ona aç.
On yedi kemerbeste varan,
Ondört Masum-u Pak’a didar olan,
Can ile canana iman,
Ezel ve ebed her haneye mihman.
Mazlumlar dergahı Mansur hakkı için Darını biz kabul ettik sen de et.
Rızalık kapısında durduk,
Hurrem Ana bağından kerem aldık,
İçtiği doludan sana da sunduk.
Seyyid Nesimi, Pir Sultanı Bedreddin’de gördük.
Arşı rahmanlar anası Fadime Ana hakkı için aç kucağını,
Yüzümüz yerde özümüz darda, tenimiz tercüman.
İşte budur sana sunduğumuz kurban,
Dar olmuş didara cümlesi bir can.
Sevgimiz dindir sevdiğimiz iman,
Yedi alem noktada oldu pinhan.
Noktanın sırrına eren,
Çark edip pervaza durdu Alemi devran,
Cem-i Semaha durdu insan.
Ya Hak, doğan ve doğuran hakkı için yoluna ışık ol, mekanına nur!
Yolculuğu aydınlık, mekânı nur olsun. Gerçeğe hü!..”
der ve başkeser.

Saf tutanların cümlesi, “yolculuğu aydınlık, mekânı nur olsun” diyerek Pir nefesini karşılar. Yada kısaca “Nur içinde olsun” da diyebilir.

b) Rızalık Niyazı: Pir gulbankı bitirdiğinde Hakk’a yürüyen Can’ın baş ucuna “Dört kapı Hakkı için dört mum” delil olarak uyandırılır. Daha önce uyandırılmış olan deliller sırlanır ve kaldırılır. Çünkü, Kızılbaşlıkta çocuklar dışında Hakk’a yürüyen hiç bir can, dardan indirilmeden hiç bir hizmet Hak değildir. Çocuklar, doğal olarak “Masum-u Pak” kabul edildiğinden onlar için dar erkânı kurulmaz.

Kırmızı bir mendil içinde bir parça toprak konulmuş olarak getirilir. Bir kadeh de Dem getirilir.

Pir “Ya Hak! Ya Hızır! Ya Ana Naciye” diyerek kadehten her mumun dibine bir damla damlatır. Sonra yine aynı şekilde kırmızı mendil içindeki toprağa üç damla damlatır ve mendilin dört köşesini birleyerek düğümler. Bu toprak, Hakk’a yürüyen Can’ın “Rızalık Toprağı”dır. Beden toprağa verildiğinde en yakını tarafından tabutunun üstüne atılır. Bu erkân bittikten sonra diğer hizmetler yürütülmek üzere Rızalık Meydan’ı görüşülerek mühürlenir.

Görüşme, sırayla Hakk’a yürüyen Can’ın sol baş tarafına geçilir ve anlık saygı duruşunu takiben sağ elin parmak uclarıyla alnına dokunulur. Sonra dudaklara götürülür, başparmak öpülerek başkesilir. “Nur içinde ol, Hızır carına yetsin” denir. Bu üç kez tekrarlanır. Bu erkân yürütülürken, Pir sağ tarafta omuz hizasında bulunur. Onun sol tarafında Hakk’a yürüyen Can’ın müsahipleri ve yakınları bulunur.

Sırasıyla oradakiler niyazlaşma erkânını tamamlarlar. Bunun dışında taziye için gelen konuklar da aynı erkânla bu işlemi sürdürürler ve yakınlarıyla görüşerek. “Nur içinde Olsun” derler. Hakk’a yürüyen Can için rızalık dileklerini bildirirler.

Haşim Kutlu, Yol Erkân Meydan, Yurt Kitap Yayın.

 

Reklamlar