Ali şeriatta Aslan,
Tarikatta Şah-ı Merdan
Marifette Veli, Evliya
Sırr-ı Hakk-i-Kat’te ise Ali’den başka Hakk yoktur.

“Tarikat kutbundan tecrit olmayan
Yediği haramdır yese ne fayda
Makbul dergâh biatına girmeyen
Ben ilahi Şahım dese ne fayda”

İşte Alevi felsefesinin kendi içinde gizlediği en önemli sır bu ve buna benzer cümleler içinde yatar. Bir taraftan 4 kapı, 40 makam diyerek Şeriat ve Tarikat Kapılarının varlıklarını ve de olmaları gerektiğini açıkça beyan ve kabul ederken, diğer taraftan söz konusu olan bu iki kapıya, yani Şeriat ve Tarikat Kapılarına mahkum yaşamayı adeta bir eza, bir cefa saymaktadır.

İlim öğretilerinin sistematiği içinde (dinler gibi) her insanın bu kapılardan geçmek zorunda olduğunu bilen erenler, bunları her ne kadar isim olarak kendi içlerinde ifade etmişlerse de, birini (Şeriat Kapısını) Alevilik felsefesinin yapısı-öğretisi içinde tümden reddetmiş, diğerini ise (tarikat Kapısını) sadece ve sadece yaşadığı toplum içinde, yani müslümanlar arasında, gizlenebilmek için kullanmışlardır!!! (1)

 

Marifet Kapısı, varlığın (Ali’nin) aşk ateşinde piştiği kapıdır. Tanrı’ya (Hakk-i-kat’e) kavuşmak uğruna her şeyden, kendi canından bile vazgeçmeye hazır olduğu kapıdır. Yapacağı tüm fedakârlıklar, O’nun için yapmayı özlemle beklediği ve zaten arzu ettiği şeylerdir. “Ali” artık evliyadır. Tanrı yolunda kendini kendinden silen, O’na kavuşmak için her şeyden vazgeçmeye hazır olan bir evliya.

Ve işte tüm bu tekâmül etmişlik ile “Ali” Tarikat kapısının sonunda elde ettiği “Haydar-ı Kerrar, Şah-ı Merdan Ali bir geldi” makamına ulaşır. Yani Alevilik çok açık ve net olarak reenkarnasyondan bahsetmektedir bu noktada!!! Yani, Alevilik Felsefesinde DEVRİYE olarak isimlendirilen reenkarnasyondan!!!

Haydar-ı Kerrar sözü, tekrar tekrar gelen demektir!! Tekrar, tekrar gelen!!!

Ali olarak “simgelenen” ve her kapıda farklı bir ifade ile anılan bu “sembol” varlık, binlerce yıllık serüveni içinde, Şeriat kapısında başladığı “evrim” yolculuğunu, her kapının sınavlarını farklı farklı bedenlerde ve zamanlarda vererek, tekrar tekrar gelip bu makamlardan ve kapılardan geçip en sonunda zorunlu enkarnasyonların son bulduğu Marifet kapısıyla devam eder. Çünkü Alevilik felsefesi, “Haydar-ı Kerrar, Şah-ı Merdan Ali bir geldi” diyerek bir tamamlamadan, tamamlanmadan bahsetmektedir.(2)

Âdem ile başlayan, İnsan ile devam eden ve İnsan-ı Kâmil olarak sona eren bu evrim macerası, bakın alevîlik tarafından kendi özel diliyle nasıl ifade edilmiş:

Şeriat’te Adem oğluyum,
Tarikat’te Yol oğluyum

Marifet’te Kemal oğluyum,
Hakk-i-Kat’te Gök oğluyum

Atam Gök, Anam Yer

diyen bu felsefe, diğer taraftan, kendini âdem soyuna bağlayacağına götürüp Şit soyuna bağlayarak bir taraftan dünya yaşamının ve âdemin yaratılmasıyla ilgili bilgi verirken diğer taraftan da Tanrının ve kâinatın en büyük sırlarından birinin, insanın yaratılışının sırrını da “Hakk-i-Katte gök oğluyum” diyerek verir bize. İnsan gökten inen tanrısal bilinci, âdem ise bu tanrısal bilincin kullandığı bedeni anlatır Hakk-i-Kat’te!!!

Yukarı çıktıkça ve üst kapılar çalışmaya başladıkça insan, daha önce okuyup da hiçbir şey anlamadığı bir kitaptaki kâinatın tüm sırlarını veya tamamen dünyasal bir yaklaşımla baktığı Dünya hayatına farklı bir gözle bakıp onun içinde gizlenmiş olan tanrısal sırların hepsini görmeye başlar. İşte Ali’nin neden şeriatte (yani birinci kapıda), Aslan iken, en sonunda yani en üst kapıda (hakikat kapısında) Allah olduğunun sırrı budur. Çünkü O, yani Ali, Şeriat ve Tarikat kapılarında iken, doğayı, insanı, uzayı ve de Tanrıyı, ona Hakk-i-kat ilmi sözleri ile anlatacak boyuta-frekansa kapıyı açmamıştır daha. Dolayısıyla bu evrensel bilgilerin içeri girişi mümkün değildir henüz.

Bunun mümkün hale gelebilmesi de ancak Ali’nin eğitim alarak Şeriat okulunu bitirip Tarikata, Tarikatı bitirip Marifete ve oradan da Hakk-i-Kat’e ulaşması ile mümkündür.(3)

1) Süleyman Diyaroğlu, Tanrının Gizli Dili, Chiviyazılar s.49
2) Age, s.50
3) Age, ss.66-67


Âlemde meşhud olan bu devran, tekâmül için kemale doğru

Her nokta cevval, her zerre raksân, uçup giderler visale doğru

Ekvan, insan koşup giderler, tutulmaz kapılmaz hayale doğru
İnsan isen gel matlubu anla, yorulma gitme celale doğru

Ufk-u ezelde doğan bir güneş, gider mi acep zevale doğru
İfate etme kıymetli vakti, çevir yüzünü cemale doğru

Meşhud:Görünen. Şehadet edilen.
Tekâmül: Olgunlaşma
Cevval: Daim hareket halinde olan.
Raksân: Rakseden, dans eden, oynayan
Visal: Sevgiliye kavuşma
Ekvan: Alemler. Mahluklar. Varlıklar. Oluşlar.
Matlub: istenilen, aranılan, talep edilen şey
Celal: Hiddet, öfke, kızgınlık. Hırs.
Zeval: Yok olma, yok edilme
İfate: Kaybetme, kaçırma
Cemal: yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik.

 

Reklamlar