Kızılbaş Aleviliğin yaratılış felsefesi. Varlık’ın Doğuşu esasına dayanır. Buna göre, “yer yok iken gök yok iken, cihan yaratılmadan önce” varolan Varlık, nurun NOKTA’sı olarak nurdu ve vardı. Sonsuzluk bir zifiri karanlıktı. O, nur içinde nur olan varlık, “kendini bilmek” istedi. Kendisinde saklı bulunan, kendisiyle ilgili olan bilgi, yani kendinin bilinci, istenç haline geldi. Bu istek meraka dönüştü. Merak kendi kendisini ateşledi ve kendinden hamile kaldı!

Ateş, aynı zamanda var olan varlığın kendi kendisine âşık olmasını doğurdu. Hakk’ın kendi kendisine âşık olması hali, tıpkı Fuzuli‘nin aslına uçuş, aslını bilme amacıyla uyarılmış bulunan ve kendi özünde gerçekleşen aşk hali gibidir. Hakk’ın kendisine olan aşkının insanda gerçekleşmiş durumudur. Ve özünde “kendini bilme” gereksinimi vardır. (Haşim Kutlu)(*)


– HİÇLİK VAR BİZDEN ÖTEYE –

Ben
Sonsuz Hiçlik aleminden
İlahi ve koşulsuz Sevgiyle gelip
Varlık aleminde var olan
Yaradan’ı ve yaratılanı
İlki ve Sonu kendi olan
Benim.

Hakk olduk cisim aldık

Adem olduk isim aldık
Hakk’ı ademde meskun kıldık
Ve “Hakk ademdedir” diyerek
“O”nda sır olduk.

Gözlerim “O”nun gözü

Sözlerim “O”nun sözü
Bedenim tecellisi
Nefesim ise nefesidir.

Hiç kimseye tapınmam

Hiç kimseye biat etmem
Şefaat dilemek zulümdür bize
Çünkü biliriz
Hiçlik var, bizden öteye…
Süleyman Diyaroğlu


– Kozmos kendini bizim aracılığımızla bilir –

Yaşayan canlıların güzelliği
içerdikleri atomlarda değildir,
Atomların bir araya geliş biçimindedir.
Kozmos bizim içimizdedir,
Hepimiz yıldızların külünden varolduk.
Kozmos kendini bizim aracılığımızla bilir.
Carl Sagan


– Evrenin doğuşu –

https://www.youtube.com/watch?v=3LlFER5YSTM&feature=share

► Seyyid Nesimî ◄

Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam
Gövher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam

Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün
Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam

Kövn ü mekandır âyetim zâti durur bidayetim
Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam

Kimse güman ü zenn ile olmadı Heqq ile biliş
Heqqi bilen bilir ki, men zenn ü gümâne sığmazam

Surete bax u me’nini suret içinde tanı kim
Cism ile can menem, velî cism ile câne sığmazam

Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem
Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam

Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş
Gövher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam

Gerçi mühît-i e’zemem, adım âdemdir, âdemem
Dar ile künfekan menem, men bu mekâne sığmazam

Cân ile hem cahan menem, dehr ile hem zaman menem
Gör bu letîfeyi ki, men dehr ü zamane sığmazam

Encüm ile felek menem, vehy ile hem melek menem
Çek dilinü ve ebsem ol, men bu lisâne sığmazam

Zerre menem, güneş menem, çar ile penc ü şeş menem
Sureti gör beyân ile, çünki beyâne sığmazam

Zat ileyem sifat ile, qedr ileyem berat ile
Gülşekerem nebat ile beste dehâne sığmazam

Nâr menem, şecer menem, erse çıxan hecer menem
Gör bu odun zebânesin, men bu zebâne sığmazam

Şems menem, qemer menem, şehd menem, şeker menem
Rûh-i revân bağışlaram, rûh-i revana sığmazam

Gerçi bu gün Nesimî‘yem, Hâşimîyem, Qureyşiyem
Bundan uludur âyetim, âyet ü şâne sığmazam.

Ene’l-Hakk!

*Ek:

Mer(k)haba(h),

Her ne kadar başka canların paylaşımlarıyla ilgili fazla yorum yapmamayı tercih ediyorsak da söz konusu kişi Sevgili Şahin Kaya canım olduğunda, şahsımıza ait bir şiiri paylaşımında kullandığı için de, bu kez konuyla ilgili nasiplenmelerimizi açıklama gereği hissettik.

Şahin canın metinde yer verdiği alıntıda; «“Yer yok iken gök yok iken, cihan yaratılmadan önce” varolan Varlık, nurun NOKTA’sı olarak nurdu ve vardı. Sonsuzluk bir zifiri karanlıktı. O, nur içinde nur olan varlık, “kendini bilmek” istedi» tanımının, anlatılmaya çalışılan “O” boyutun frekansına hazır olma ayrıcalığına erişmiş canların var olduklarını umut ve kabul ederek biraz daha netleştirilmeye gereksinimi var.

Ne yazık ki yaşanmadığı sürece anlaşılması ve de anlatılması olanaksız olan “O” boyutla ilgili yapılan tüm yorumlar bu nedenle bir şekilde eksik kalıyor. Eksik kalıyor çünkü, “Yer yok iken gök yok iken var olan varlık”, ki bu durumda “O“ndan, yani “HU“dan söz ediyoruz demektir, asla “Nur’un NOKTA’sı” değildir ve olamaz da!!!

Olamaz çünkü “Yer yok iken gök yok iken var olan varlığın boyutuna” ulaşabilmek için NUR DAHİL (!!!) her şeyin ama her şeyin YOK OLMASI gerekir!!?

ARTIK SADECE DÜŞÜNCEDE ULAŞABİLECEĞİMİZ (!!!) “O” boyut, kendi varlık, (aslında ESAS HİÇLİK !!!) yapısını Varlık Alanına çıktığı andan itibaren sonsuza kadar değiştirmiş ve böylece önce “Işık ve Karanlık” şeklinde sonra da Işığı oluşturan Kehf ile Nun [(+) ve () kutuplar] ile Işık, yani madde yapı içinde “İkilik” halini oluşturmuştur.

O“, asla bir “Bilinç” boyutu değildir! “O“, yani “HU“, sadece ama sadece “Saf bir Düşünce Boyutudur”!!!

Böyledir çünkü bilinçli olma hali cevap verme yetisine sahip olma anlamına gelirken saf düşünce halinde bulunan “O“ndan ASLA BİR CEVAP ALAMAZSINIZ !!!

Cevap alamazsınız çünkü cevap alabilmek için önce soru sormanız gerekir ki “O”rada bu da olanaksızdır!!?

Olanaksızdır çünkü, daha önce Mevlana‘nın bir sözü ile ilgili sorulan bir soruya verdiğimiz cevapta paylaştığımız gibi, eğer “O“raya ulaştığınızda “Akıl ile Akıldan vazgeçmezseniz”, bu İlahi Bilinç Yolculuğunuzun sonu hüsranla bitmeye mahkumdur ki bunun anlamı “O” sonsuz Hiçlik aleminde yolunu kaybetmek veya aklını yitirmekten başka bir şey değildir!!! Bunun içindir ki “O” Boyuta ulaştığınızda yapabileceğiniz tek şey, sırrına asla ulaşılamayan PARÇASI OLDUĞUNUZ bu gücü koşulsuz kabul etmektir.

Alıntıda yer alan, “Varlık kendi kendisine aşık oldu” sözüne gelince; ne yazık ki bu da Hakk-i-Kat’i yansıtmıyor. Sonsuz Yaradan’ın Esas Hiçlik halinde bulunduğu “O” Boyuttan Varlık Alanına çıkmasını “Kendisine aşık oldu” fiili ile tamamlarsak bu “O“na yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olur. Çünkü kendine aşık olmak narsist ve mutlak olarak bireyselleşmeyi ifade eden bir eylemdir ki “O“nun buna gereksinimi olduğunu düşünmek hayal dahi edilemez. Aşk, ancak “İkilik” hali söz konusu ise olasıdır ki “O“nun böyle bir yapıya sahip olduğunu ileri sürmek elmayı asla ısırmamış birinin elmanın lezzetinden bahsetmesine benzer.

Biliyoruz ki yazdıklarımız bazı canları üzecek ve hatta kızdıracaktır ancak, gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesi halinde ondan sonraki diğer tüm düğmelerin de yanlış ilikleneceğini bildiğimizden, Hakk-i-Kat‘i ve bu Hakk-i-Kat ile ilgili sağlıklı terminolojiyi zorunlu olarak paylaşmak durumundayız; bir yerlerde, Sır-ı Hakk-i-Kat ile ilgili gerçekleri öğrenmeye ve kabul etmeye hazır bilinçlerin var olduklarını umut ederek.

Sonsuz Sevgiyle…

Süleyman Diyaroğlu
diyar

Reklamlar