1424262_1401188890119922_13549029_nEzoterizm, Tanrı, Evren, İnsan aynıyeti üzerine kurulu, her şeyin Tanrıdan südur ettiği ve onun bir parçası olduğu düşüncesine dayalı bir inanç sistemidir. Amaç, farklı deneyimler yaşayan her parçanın bu deneyimlerini bir araya getirerek daha üst düzeyde bir bilince ulaşmaktır.

Tanrıdan ayrılmış olan her zerreciğin nihai hedefi, ayrılmış olduğu ana kaynağa geri dönmektir. Tanrıdan ayrılan her parça, evrenin maddeden oluşan ortamında giderek ana kaynaktan uzaklaşmakta ve kelimenin tam anlamıyla dibe vurmaktadır. Dibe vuran maddenin yeniden ana kaynağa geri dönebilmesinin yegane yöntemi, evrim yasasıdır.

Evrim yasası, varolan her şeyin kendisini geliştirme çabası üzerine kuruludur. Evrendeki her türlü madde dört temel güç ile varolmakta ve yaşamını sürdürmektedir. Bunlar Ateş (Enerji), Hava (Gaz), Su (Sıvı) ve Topraktır (Katı). Bu dört temel elemanın farklı kombinasyonları ile Tanrıdan südur eden her zerrecik farklı deneyimler yaşamakta, yaşadıkları deneyimlerin kazançları ile varoluşun bir üst basamağına atlamaktadır.

Varoluşun, bugün için bilinen en üst seviyedeki temsilcisi İnsandır. Dünyamızda bugün yaşayan her canlı gibi insan da bir evrim sürecinin sonucudur. Evrim yani Tekâmül Yasası, ezelden ebede sürecek bir yasadır. Başlangıcın (Büyük Patlama) ilk anında evrim yasası işlemeye başlamış ve enerji maddeye dönüşerek Evreni yaratmıştır. Yasa sürekli işlemiş ve kendi dünyamızda İnsanın ortaya çıkışı ile neticelenmiştir.

Evrim, hem fiziki, hem de mental anlamda bugün de sürmektedir. İnsan, fiziki olarak varoluş düzlemine çıktığı andan itibaren, kendisini daha ifade edebilmenin yolunu aramaya başlamış, uygarlıklar bu arayışların sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanın sürekli daha iyiye ulaşma çabası beraberinde, fiziki gelişimin yanı sıra düşünsel tekamülü getirmiş ve düşüncelerdeki tekâmül, her şeyin bir yaratıcı sebebi olduğu sonucuna ulaşmıştır. Yaratıcı sebebin, yani Tanrının farkına varan insan, bu en yüce varlığa ulaşabilmenin yöntemleri olarak dinleri ortaya çıkarmıştır. İnsanlık tarihi içinde iki farklı Tanrı anlayışının kabul gördüğü gözlemlenmektedir.

Bunlardan ilki Yaratıcı Tanrı düşüncesidir. Tanrı her şeyi yaratmıştır. Yaratanın yanı sıra bir de yaratılanlar vardır. Yaratılanların amacı, iyi birer kul olarak Yaratana hizmet etmek ve bunun sonucunda da sonsuz ve mükemmel bir yaşam biçimiyle ödüllendirilmektir. Sonuçta varılan nokta ile elde edilmeye çalışılan nihai amacın nedenini sadece her şeyi bilen Tanrı bilebilir. İnsanın bu soruya verecek cevabı yoktur.

İkincisi, kendisinden südur edilen Tanrıdır. Südur, başlangıçtan sonsuza kadar sürecek bir olgudur ve amaç, her şeyin olduğu gibi Tanrısal bilincin de tekâmül etmesidir. Tanrısal bilinci deneyimleri ile en fazla etkileyecek varlık Kâmil İnsandır. Kâmil insan, yeniden Tanrıya dönebilecek yegane varlıktır. Nihai hedef, mümkün olduğunca çok sayıda insanın tekâmül etmesi ve Kâmil insana dönüşmesidir. Kâmil insanın, tüm deneyim ve farkındalıkları ile birlikte en mükemmele, yani Tanrıya ulaşması ve onunla birleşerek ayrıldığı ana kaynağa dönmesi Ezoterik öğretinin başlıca hedefidir.

Binlerce yıllık insanlık tarihi içerisinde Ezoterik öğreti, bu hedefe ulaşmak için yöntemlerden birisi olarak Sırlar Öğretisi ve Derecelendirme Yöntemi kullanagelmiştir. Seçkincilik adını verebileceğimiz bu yöntem doğrultusunda Kâmil insan hedefine ulaşabilecek düşünce yapısına sahip bireyler daima toplumun iyi eğitimli ve iyi ahlâklı bireyleri arasından seçilmiş ve bireyi tekâmül ettireceğine inanılan, örgüte ait sırlar derece derece, inisiye edilerek örgüte alınmış kişilere verilmiştir. Bu yöntem ile kişiye sadece hak ettiği ölçüde bilgi verilerek, bu bilgiyi içine sindirmesi, üzerinde düşünerek geliştirmesi ve bireysel tekâmülünü bu yöntem ile artırarak Kâmil insan düzeyine ulaşması öngörülmüştür. Bu yöntemin güçlülüğü, zaten belli bir gelişmişlik seviyesine sahip bireyleri daha da üst düzeyde eğiterek, onların ulaştığı sonuçlardan da faydalanmak ve entelektüel insanların bir araya gelmesi ile oluşan sinerjiden faydalanarak öğretiyi daha üst seviyelere taşımasındadır. (Cihangir Gener)

Âdem ile başlayan İnsan ile devam eden ve İnsan-ı Kâmil olarak sona eren bu evrim macerası, bakın alevîlik tarafından kendi özel diliyle nasıl ifade edilmiş:

Şeriatte Adem oğluyum, Tarikatte Yol oğluyum
Marifette Kemal oğluyum, Hak-i-Katte Gök oğluyum
Atam Gök, Anam Yer

diyen bu felsefe, diğer taraftan, kendini âdem soyuna bağlayacağına götürüp Şit soyuna bağlayarak bir taraftan dünya yaşamının ve âdemin yaratılmasıyla ilgili bilgi verirken diğer taraftan da Tanrının ve kâinatın en büyük sırlarından birinin, insanın yaratılışının sırrını da “Hak-i-Katte gök oğluyum” diyerek verir bize.

İnsan gökten inen tanrısal bilinci, adem ise bu tanrısal bilincin kullandığı bedeni anlatır Hak-i-Kat’te!

Ali’nin neden şeriatte (yani birinci kapıda) Aslan iken en sonunda yani üst kapıda (hakikat kapısında) Allah olduğunun sırrı budur. Çünkü O, yani Ali, Şeriat ve Tarikat kapılarında iken doğayı, insanı, uzayı ve de Tanrıyı ona Hak-i-kat ilmi sözleri ile anlatacak boyuta-frekansa kapıyı açmamıştır daha. Dolayısıyla bu evrensel bilgilerin içeri girişi mümkün değildir henüz. Bunun mümkün hale gelebilmesi de ancak Ali’nin eğitim alarak Şeriat okulunu bitirip Tarikata, Tarikatı bitirip Marifete ve oradan da Hak-i-Kat’e ulaşması ile mümkündür. (Süleyman Diyaroğlu)

Âlemde meşhud olan bu devran, tekâmül için kemale doğru
Her nokta cevval, her zerre raksân, uçup giderler visale doğru

Ekvan, insan koşup giderler, tutulmaz kapılmaz hayale doğru
İnsan isen gel matlubu anla, yorulma gitme celale doğru

Ufk-u ezelde doğan bir güneş, gider mi acep zevale doğru
İfate etme kıymetli vakti, çevir yüzünü cemale doğru

Alevi yolu, Alevi erkânı içinde, bilgi ancak yetkin olana, hak ettikçe ve hak ettiği kadar aktarılır ki değeri bilinebilsin. Kolay ulaşılan ve ehil olmayan elde toplanan bilginin değerini bulamayacağı, amacından uzaklaşacağı ya heba olup gideceği ya da zalimin elinde kötüye hizmet edeceği düşünülür.

Alevi toplumu içinde gizli sırlar kuşaktan kuşağa olgun insanlar tarafından aktarılır. Alevi toplumunda ‘olgun insan’ bir başka deyişle ‘insan-ı kâmil’ olmak, bireylerinin önüne ulaşılması gereken üstün hedef olarak konulmuştur.

Alevi yaşamında olgun insan olma süreci talibin tüm hayatını kaplayan uzun ve zahmetli bir yolculuktur.

Alevi gizem okulu dört sınıflı ve kırk dereceli bir kardeşlik örgütlenmesidir. Alevi terminolojisi içinde bu okul ‘Dört Kapı Kırk Makam’ adı ile tanımlanır.

Şeriat kapısı kurallar ve disiplinler kapısıdır. Zaten şeriat sözcüğü de kural ve disiplin demektir. Alevi terminolojisi içindeki şeriat İslam şeriatı değildir.

Şeriat ehli: Bel-Oğlu. Ele-Dile-Bele sahip olan (EDeB*), 72 millete bir nazarla bakan (Hoşgörü*), İlim* ile ilerleyen…

İnsan-ı kâmil olmaya giden yol diğer üç kapıdan geçer. Bu kapılar sırası ile;

Tarikat kapısı
Marifet kapısı
Hakikat kapısıdır

Tarikat ehli: Yol-Oğlu. Yol kardeşleri (müsahip), eşleri ile birlikte bir rehber eşliğinde düzenlenen “ikrar cemi” adı verilen bir yemin töreninde yemin edip, ikrar verip, Alevî yoluna giren.

Tarikat kapısı küçük sırlar kapısıdır, Marifet kapısı büyük sırlar, Hakikat kapısı da ulu sırlar ya da sırr-ı hakikatlar kapısıdır. Eskiler bu sırlara sırası ile;

İlm-el Yakîn; İlimle elde edilen kesin bilgi. Tarikat
Ayn-el Yakîn; Görerek elde edilen kesin bilgi. Marifet
Hakk-el Yakîn; Hak ile bilmek, bir şeyi bütün teferruâtı ve özü ile bilmek. İlmin son mertebesi. Bir şeyi elde ederek, tadarak bilmek. İşin içine dahil olarak vakıf olmak. Hak-i-Kat
adlarını vermişlerdir.

Alevi gizem okulunda, hak edenlere sırası geldikçe aktarılan bilgilerin ana hatlarını Alevi ozanlarının nefeslerinde bir başka deyimle Alevi sözlü geleneğinde buluyoruz. (Kaynak: Erdoğan Çınar)

Her bilgi kendi mertebesinde haktır. Gerçekler halka daha işin başında söylenirse, ya yollarını saptırırlar, ya da gerçeği söyleyeni suçlarlar. Halk ve Hak, orta bir yolla ve ayrı ayrı gözetilerek birbirine alıştırılabilir. Ama herhalde Halk, Hak ve Hakikate alıştırılmalıdır.
Şeyh Bedreddin

Reklamlar