Kızılbaş Aleviliğin doğuşa ilişkin felsefî anlayışının ortaya konulduğu bir erkânda, aynı bağlamda olması nedeniyle onun doğum ve ölüm olgularına bakışının da değerlendirilmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Doğum nedir, ölüm nedir? Ya da sadece insana özgü olmayan doğuştan gelen her şey için geçerli olan bu yasayı Kızılbaş Alevilik nasıl algılıyor, nasıl değerlendiriyor?

Varlık’ın doğuşuna ilişkin yukarıdan beri açıklananlar aslında Kızılbaş Alevilikte doğum olgusuna nasıl bakıldığını da açıkça ortaya koyuyor. Dikkatli bir okur doğum olgusuna yaklaşımın nasıl olması gerektiği fikrine çok kolayca ulaşabilir. Ölüm olgusu ise bu sonsuz devinim âleminde, uğranılması kaçınılmaz olan bir uğrak noktası, bir istasyon olarak çıkar karşımıza. Doğum olgusunu doğru kavrayan bir okuyucu bu bağlamda ölüm olgusunu da kavramakta fazlaca zorlanmaz.

Varlık’ın doğuşuna ilişkin Kızılbaş Alevî anlayışını özetle tekrarlayacak olursak, yukarıda bunun için şöyle denmişti; İnsan da dahil her şey, doğuş başlangıcı olan NOKTA’da, daha önceden mevcuttu. Kendinde varlık’ın var olduğu bütün olan, cümle âlemi doğurdu. Doğum öncelikli olarak “vücut” bulmak durumundaydı ve vücut, doğuş yaptı. Kızılbaş Aleviliğe göre vücut; ateş, hava, su, toprak. Bu dört maddeye yol erkânınca “ÇAR ANASIR” (dört ana madde) denilmektedir. Çar anasır vücuttur ve vücut her şeyde vardır.

Vücut, evrensel doğumu gerçekleştiren önsüz ve sonsuz Varlık’ın ruhuyla buluşacak ve CAN’a gelecektir. Bitki, hayvan ve insan; doğuş sırasına göre cana gelmiş olan vücutlardır ve Hakk’tırlar. Çünkü, Hakk, doğar doğurur, vücut ve sıfat bulur, cana gelir, kendisini böylece kanıtlar.

Bu yasa neyi kanıtlıyor? Açıktır ki bu yasa doğuş gerçekliğini kanıtlıyor. Bu yasaya göre doğum bir birleşimdir. Bu birleşim, bir noktada eril, dişil ve can olmak üzere üçlü kuvvetin buluşması, birleşip vücut olmasıdır. Bunu kısaca şöyle ifade edebiliriz: Vücut ile nur ya da ruhun, birleşerek cana gelmesidir. Dikkat edilirse, burada, üç kuvvet noktada birleşim yapıyor. Bu kuvvetlerden eril olan ile dişil olanın noktadaki birbirlerine göre birleşim oranlarının çokluğu ya da azlığı derecesinde doğuş, eril ya da dişil olarak gerçekleşiyor. Ama her eril olanda dişil öğe, her dişil olanda eril öğe ortadan kalkmış olmuyor. Bu kuvvetler yine de her vücutta varlığını sürdürüyor. İfade edildiği gibi burada dikkat edilmesi gereken husus; her vücutta esas olarak hangi cins öğesinin kişiliği oluşturduğudur. Cins isimlendirmesi buna göre yapılmış oluyor. Eğer eril kuvvet dişil kuvvetten baskın durumdaysa bu erildir deniyor. Yok eğer dişil kuvvet baskın ise bu kez de dişildir deniyor.

Kızılbaş Alevî yolağınca ulu kabul edilmiş büyük büyüklerden Hallac-ı Mansur elimize ulaşabilmiş dizelerinden birinde bu gerçeği şöyle nefeslendiriyor:

Senin ruhun, benim ruhuma şarabın saf su ile karışması gibi karışmıştır. Sana herhangi bir şey dokunduğunda bana da dokunuyor. Ey Allah’ım her durumda ben senim sen bende varolansın.

Yunus aynı felsefî yaklaşımı bir başka nefeste şöyle dillendiriyor:

Ete kemiğe büründüm
Yunus diğe göründüm

Sefil Selimi bir nefesinde aynı anlayışı şöyle sürdürüyor:

Vardım ileriye döndüm geriğe
İnan şaştım sarıldım deriye
Kendime rastladım varsam nereye
Evvel ahir sonlu sonsuz benimdir

Yaratılış anlayışına karşı doğuş diyen Yeksanî‘den bir dörtlük:

Kırklar arş üstüne kurdular cemi
Muhabbet hakk oldu sürdüler demi
Balçıktan yarattı Mevla Ademi
Ben o zaman atam belinde idim

Kızılbaş Aleviliğin doğuş felsefesine göre, nasıl ki, doğuş bir birleşim ise ölüm de bir ayrışmadır. Ayrışan can ile bedendir. Nur (ya da ruh, ya da can) için o beden artık çark yasasına göre uyum ve ahenk içinde değildir. O beden o cana yanıt verecek durumdan çıkmıştır. Yeni bir filizlenme olayında filizlenecek tohumun eski vücudunu terk etmesi örneği can bedeni terk eder.

Bu ayrışmada, var olan varlığın kendini doğurma yasasına bağlı olarak çark düzeni içerisinde, ayrışan can ve beden, tekrar doğum kapılarına dönerler. Beden ait olduğu doğum kapısına, can da ait olduğu doğum kapısına gider. Buna yol dilinde, “aslına ermek” denilmiştir. Yine aynı erkâna uygun olarak bu anlayış “Hakktan gelen Hakka gider” şeklinde ifadelendirilmiştir.

Bu bağlamda Kızılbaşlıkta doğuş olgusuna yaklaşımda olduğu gibi ölüm olgusuna yaklaşımda da bu dillendirme rol oynar. Ölüm kavramı Kızılbaş Alevî anlayışında hiç kullanılmayan bir sözcüktür. İnsan da dahil olmak üzere doğumla gelen her şey için, canın bedeni terk etmesi haline, “Hakka yürüdü” ya da “don değiştirdi” ifadesi kullanılır.

Çark yasasına tabi olarak Hakk’tan gelip Hakk’a gitmek; sonsuz bir devri daimdir. Doğuşla gelen her zerre bu çark düzeni içindedir ve birbirleriyle bu çark düzeni içinde etkileşim halindedirler. Buna sonsuz yaşam diyor Kızılbaş Alevilik. Doğuşla gelen her can bu sonsuz yaşam yasasına uygun olarak bir bedeni terk ederken, kendi gelişkinlik derecesine uygun olarak her defasında yeni bir vücutta cana gelir. Bu bağlamda ölen beden olmaktadır. Can (ruh, nur) ölmez. O sürekli “don değiştirir”.

Biziz ebedi ölmeyen
Ölüm için gam yemeyiz
Adam mı gidip gelmeyen
Biz ona adam demeyiz

Meclisimiz mahşerimiz
Mürşittir peygamberimiz
Her gün sorar hesabımız
Yarına hesap koymayız

Mürşidimiz hakim bize
Suçlu isek verir ceza
Bağlanmışız biz bir söze
Söz birdir iki demeyiz

Mürşittir azm ü şanımız
Mürşide teslim canımız
Yüz çeviren şeytanımız
Lânet okuruz sevmeyiz

Latife bismillâhımız
Tesbihi zikrullahımız
Mürşit bizim Allah’ımız
Allah bir, iki demeyiz

Sonsuz yaşam yasasını, kendisi Kızılbaş olmamakla birlikte Kızılbaş Aleviliği besleyen temel kaynaklardan beslenen, Baba Tahir Üryan yolağının takipçilerinden Mevlana; bu konuyu mesnevisinde şu dizelerle dillendiriyor:

(..,)
Maden olarak öldüm, bitki oldum
Bitki olarak öldüm, hayvan oldum
Hayvan olarak öldüm, İnsan oldum
Niçin korkayım ölmekten
Ne yitirdim.

Büyük Kızılbaş, “Takdir hükümetinin kulu” Hızır Paşa ile karşılıklı duruşmasında ona şöyle sesleniyordu:


Bu kaçıncı ölümüm hain
Pir Sultan ölür dirilir


Haşim Kutklu, Kızılbaş Alevilikte YOL ERKÂN MEYDAN
(ss.77-81)
Resim: Evrensel ‘DOĞUŞ’u alegorik betimlemelerle anlatan bir kompozisyon. Daylemî Nizar, 1998 Göppingen

Reklamlar