Bu noktada bu küçük parantezi kapatıp daha büyük bir parantez açarak, Ağustos ayının 15’inde Hıristiyanlarca yapılan bir kutlamadan ve bu kutlamanın ‘Yaratıcı Büyük Ana/ Ma’ ile ilişkisinden söz etmek yerinde olacaktır.

MS. 325 yılında Roma İmparatoru I. Kostantin tarafından toplanan İznik Konsili’nde Hıristiyanlığın Roma İmparatorluk sınırları içinde devletin resmi ve zorunlu dini olarak kabul edilmesi Anadolu halkının başına gelen beklenmedik çok büyük bir felaket oldu. İznik Konsili ile başlayan sureçte geleneksel inançlarını yaşamakta olan Anadolu halkı ile, Roma İmparatorluğu’nun askeri gücü ve devlet erki ile bütünleşen, Hıristiyan Kilisesi arasında büyük çatışmalar baş gösterdi.

Anadolu yüzyıllar boyunca Hıristiyan Kilisesinin vahşeti altında kana ve gözyaşına bulandı. Hıristiyan dogması 325 yılında İznik şehrinde biçimlendirilirken, yeni dinin Anadolu halkı tarafından kolayca kabüllenilmeyeceği tahmin ediliyordu. Bu nedenle İznik Konsili’nde yeni dinin dış görünüşü ve ritüelleri yeniden düzenlenirken Ma kültünün baskın formları kullanılarak Hıristiyanlığın Anadolu’da karşılaşabileceği olası direnç olabilecek en alt düzeye indirilmeye çalışıldı. Yeni dine halkın kolaylıkla kabul edebileceği, kendilerine yabancı gelmeyen, eskiyi anımsatan, halka yabancı gelmeyecek bir görünüm verilmeye özellikle dikkat edildi.

Hıristiyanlığın eskiyi anımsatan yeni din tasarımı ile Ma tapınaklarının on iki hizmetlisi, Hıristiyan dogması içinde, İsa’nın on iki havarisine dönüştü. Hemen hemen tüm ezoterik yapılanmalarda var olan, “evren-dünya-insan” birlikteliğinin ifadesi olan üçlü teslis “Kutsal Ruh-Meryem–İsa” adları ile Hıristiyanlaştı. Bugün bile Anadolu’da pek çok Alevi köyünde kutlanan yumurta bayramı, Hıristiyanların Paskalyasına dönüştürüldü. Kardeşlik örgütlenmelerine has bir ihraç kurumu olan ‘düşkünlük’, Hıristiyanlık tarafından ‘Aforoz’ adı altında kopyalandı. Hıristiyanlığın ayrılmaz parçası ve temeli olan Yeni Yıl Kutlamaları, Noel Baba, İsa’nın çarmıhı, İsa’nın yaşamı ve İsa’nın gösterdiği mucizelerin tamamı Ma kültünün kadim mitlerinden kopya edildi.

Bu çabalara rağmen yerli halktan gelen, beklenenin çok üzerindeki direnç üzerine, Hıristiyan kilisesi ‘Ma’ geleneğini içselleştirmek zorunda kaldı. Hıristiyan inancındaki abartılı Kutsal Mary figürü böylece ortaya çıktı. Mary (Meryem Ana) Hıristiyan Kilisesi tarafından Ma’yı ikâme etmek üzere ortaya atıldı ve baskın motif olarak öne çıkarıldı. Eski çağın ‘Ma’ ya adanmış en önemli tapınaklarından biri bugün Tokat il sınırları içinde kalan ve Hitit belgelerinde ‘Kirzuwatna Kummannisi’ olarak anılan tapınak-devletti. ‘Kummanni’ sözcüğü Luvi dilinde ‘saf, temiz ve lekesiz olan Kutsal Ma’nın Ülkesi’ anlamına gelmekteydi ki; bu da ‘Ma’nın eski geçmişte Anadolu’da saf, temiz ve lekesiz nitelemeleri ile birlikte anıldığını göstermektedir.

Hıristiyan Kilisesi ‘Kutsal Mary’ figürünü tasarlarken onu ‘Kutsal Ma’nın nitelikleri ile donattı. Saf, temiz ve lekesiz ‘Ma’, erken Hıristiyanlar elinde saf, temiz, lekesiz Mary’ye dönüştü. Hıristiyanlar ‘Ma’ya has saf, temiz, lekesiz sıfatlarından yola çıkarak ‘Bakire Mary’yi dizayn ettiler. ‘Kutsal Ma’ tanımı, Hıristiyan terminolojisinde ‘Kutsal Mary/Holy Mary’ oldu, İngilizceye Mary olarak uyarlanan ‘Ma’ Latincede Maria, Helen dilinde ‘Mariam’ olarak söylendi.

Hıristiyan Kilisesi Kutsal Ma’nn niteliklerini Kutsal Mary’ye mal etmekle yetinmedi, Eski Çağda Ma’nın göğe çekildiği gün olarak kabul edilen Ağustos’un üçüncü haftasının ilk gününü Kutsal Mary’nin göğe çekildiği gün olarak kutlamaya devam etti…

15 Ağustos günü Hıristiyan Kiliselerinde düzenlenen kökleri Ma kültüne dayanan törenlerin, 16 Ağustosta Hacı Bektaş Veli Dergâhında yapılan kutlamalarla aynı günlerde yapılıyor olması oldukça ilgi çekicidir. Aleviler ve Hıristiyanlar birbirlerinden çok farklı ve birbirlerine çok uzak olan bu inanç gruplarının kutsadıkları bu günlerin aynı tarihlere denk gelmesinin yanı sıra; bu kutlamaların kurban, lokma vb. ritüelleri de birbirine çok benzemektedir.

Hacı Bektaş Veli Dergâhının eski bir Ma tapınağı olduğu ve Kutsal Mary figürünün Kutsal Ma’nın temelleri üzerinde yükseltilmiş fiktif bir figür olduğu birlikte değerlendirildiğinde;

Hacı Bektaş Veli Dergâhında yapılan kutlamalar ile Kutsal Mary’nin göğe çekildiği gün törenleri arasındaki benzerlikleri yorumlamak biraz daha kolaylaşır. Bu noktadan sonra her iki kutlamanın da Ma kültünün günümüzdeki uzantıları olduklarını öne sürmek mümkün hale gelir. Burada köken birliği olmakla birlikte, aynı çizgi üzerinde evrimleşmeden ziyade, aynı kökten uzayan çalı formunda bir çeşitlenme söz konusudur.

Geldiğimiz bu noktada, Ma kültünün köklerinden filizlenen çalı formundaki çeşitlenmeye üçüncü dal olarak ‘Yas-ı Ma’tem’ i de eklemek için fazla sayıda gerekçemiz var.

‘Yas-Matem’ günlerinin en önemli öznesi kuşkusuz 12.İmam Mahdi’dir. Türkçede Mehdi olarak telaffuz edilen 12.İmam Al Mahdi’nin (869 yılında Samara kentinde doğduğu ve 874 yılında dört buçuk yaşındayken ortadan çekildiği rivayet edilir). Alevi erkânında ortadan çekilme hali için ‘sır olma’ tabiri kullanılır. Alevî düşüncesinde sır olmak, ölmek değildir. Alevilikte sır olan herşeyin zamanı geldiğinde varlık dünyasında yeniden baş göstereceğine inanılır. Bu cümleden olarak Aleviler;
‘Mahdi’nin ölmediğine sır olup ortalıktan çekildiğine ve ilâhi hedefi gerçekleştirmek üzere tekrar yeryüzüne geri döneceğine inanırlar.

Mahdi’nin ortadan çekilmesi öyküsü Ma’nın ve Mary’nin ortadan çekilme öykülerine çok benzer. Mahdi ile Ma ve Mary arasında bir benzerlik daha vardır. Mahdi dört buçuk yaşında günahsız bir çocukken ortadan çekildiği kabul edilir, yani o da Ma ve Mary gibi ‘saf, lekesiz ve tertemiz’dir.

Yukarıda da belirtildiği üzere; Alevi erkânı içinde ‘Yas-ı Matem’in başlangıcı olarak Kerbela vakası kabul edilir ve Kerbela’da 680 yılında Emeviler tarafından katledilen Hz. Hüseyin’in vefatı ile birlikte 12 İmamlar için on iki günlük yas tutulmaya başlandığı söylenir. Halbuki, Hz.Hüseyin üçüncü imamdır.

Önceki satırlarda da belirtildiği gibi; onun ölümü ile birlikte ondan sonra gelecek olan dokuz imamın da yasının tutulmaya başlanmış olması aslında mümkün değildir çünkü Kerbela olayı meydana geldiğinde Hz. Hüseyin’den sonra gelen dokuz imamın hiçbiri henüz ölmemişti hatta bu dokuz imamın yedisi henüz doğmamıştı bile.

Bu durumda ‘Yas-ı Ma’tem’in Kerbela olayı ile değil ama 12.İmam Mahdi’nin ortadan çekilmesi ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Günümüzde ‘Yas-ı Ma’tem’ günleri her ne kadar Kerbela merkezli olarak gündemde tutulsa da; Kerbela vakası ‘Yas-ı Ma’tem’ günlerinin teatral yanını oluşturur.‘Yas- Ma’tem’ günlerinde gerçekte ‘saf, lekesiz ve tertemiz’ Mahdi’nin ortadan çekilmesinin yasının tutulduğu çok açıktır.

Ortadan çekilmesinin ardından her yıl geleneksel olarak yas tutulan Mahdi’nin tartışılmaz derecede kutsal bir manevi varlık olduğu muhakkak olmakla birlikte; o tarihi bir kişilik değildir. Daha açık bir deyişle dokuzuncu yüzyılda Samara şehrinde imamlar soyundan Mahdi adında bir çocuk dünyaya gelmemiştir.

Oniki İmamcılık inanışı içinde Mahdi’nin 11.İmam Ali Askeri’nin oğlu olduğu ve babasının ölümünden birkaç yıl önce Samara kentinde doğduğu öne sürülse de, bu iddianın hiçbir maddi temeli ve delili yoktur.

Öyle ki;
-Babası olduğu öne sürülen 11.İmam Hasan Askeri dahi Mahdi adında bir oğlu olduğundan habersizdi.
-Hasan Askeri’nin ailesinden ve çok geniş akraba topluluğu içinden hiç kimsenin Mahdi’nin doğumu yaşamı ve ortadan çekilmesi hakkında bilgi sahibi olmadı ve onu hiç kimse görmedi.
-Hasan Askeri’nin öz kardeşi Cafer ağabeyinin Mahdi adında bir oğlu olduğu iddialarını şiddetle reddetmişti.

Mahdi inancı hiç var olmamış bir çocuğun dört buçuk yaşında ‘saf, lekesiz ve tertemiz’ bir biçimde ortadan çekildiğini öne sürmekle kalmaz 869 yılında doğduğu öne sürülen bu çocuğun hala yaşadığını ve kıyamete kadar da yaşayacağını kabul eder.

Bu öykü çok eski ve çok tanıdıktır. Bu öykü; zamanın tahribatı ile tanınmayacak hale gelmiş olsa da, yeryüzüne yaydığı ışığın bolluk ve berekete dönüşmesiyle yeniden gelmek üzere ortadan çekilen zamanın başlangıcı ile birlikte var olan ve her zaman var olacak olan ‘saf, lekesiz ve tertemiz Ma’nın öyküsüdür…

Basit dilbilgisi kuralı gereği ‘Yas-ı Ma’tem’ tanımlamasının içindeki ‘Ma’tem’ sözcüğünün üzüntü keder anlamında kullanılmış olamayacağı ve Mahdi hikâyesinin kendi içindeki çelişkileri bu öykünün Ma kültüne uzanan derin ve belirgin izleri bu tespitimizi doğrular niteliktedir.

Yeniden gelmek üzere yeryüzünden çekilme öyküsü Anadolu platosu üzerinde beşeri tarihle birlikte var oldu. Bu coğrafyanın pek çok kez dili değişti, inancı değişti ancak bu öykü, bu coğrafyada konuşulan her dilin ve egemen olan her inancın içinde tuaf bir şekilde kendisine yer bulduğu anlaşılıyor. Burada asıl şaşırtıcı olan değişik dillerde ve değişik inançlarda anlatılan bu öykünün asıl kahramanının adının bir iki harf farklılığı ile neredeyse aynı kalmış olmasıdır.

Ma
Mary
Mahdi

Bu kutsal kimliklerin öyküsü de aynıdır.

– Üçü de ölmemiş, yeniden gelmek üzere ortadan çekilmişlerdir.
– Üçü de saf, lekesiz ve tertemizdir.
– Ma ve Mary Ağustos ayının üçüncü haftasında ortadan çekilmişlerdir. Mahdi’nin ortadan çekildiği gün bilinmemektedir. Kullanılan hicri takvim Mahdi’nin ortadan çekildiği günü belirsiz hale getirmiştir.

Göğe yükselerek veya bir kuyu, bir mağara ya da bir kuyuya girerek ortadan çekilme öyküsü Hacı Bektaiş Veli Dergâhında da karşımıza çıkar. Bir Ma tapınağı olarak inşa edilen bu dergâhta, Ma’yı temsil eden ve Kadıncık Ana adı ile bilinen kadın ruhbanların sonuncusun ölmediği, Ma, Mary ve Mahdi gibi ortadan çekildiği söylenir.

Erdoğan Çınar, DERGAHIN SIRRI

DSCF1429

Reklamlar