İBRETÎ

İbretî, etkili bir ikna gücüne, sağlam bir mantığa sahipti. Sarız’a yerleştikten sonra, tek camili ilçenin müftüsü, imamı ve müezzini olan Bâki Hoca’yı muhatap seçti, onun şahsında ilkel Selefiyye yorumunu benimseyen bağnaz ve hurafeci kesimi eleştirdi, bir Bektâşî zarafetiyle ince ince alay etti.

1017740_1449290391976438_9138267682581858733_nOğlu Haydar Gürel’in dilinden bir anı:

Bir gün babamın terzilik yaptığı sırada. Bâki Hoca selam vererek içeriye girdi. “Bu terziliği yapıyorsun, ama terzilerin pirinin kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu.

Babam: Terzilerin Piri İdris Peygamber’dir.

Bâki Hoca: Sen zaten bilirsin. Bunu da bildin.

Bu defa babam sordu: Hocam, çoktandır soracaktım, bir türlü soramadım. Acaba bu davulun piri kimdir?

Hoca: Davulun piri şeytandır.

Babam: Hocam yanılmıyorsun, değil mi?

Hoca: Bunun hakkında ayet var. Allah’a inanmış gibi inan ki davulun piri şeytandır.

Babam başka konuşmalarla Hocaya davul konusunu unutturduktan sonra; “Hocam, bir insan şeytana uyarsa ne olur?” şeklinde bir soru yöneltti.

Hoca: Bir insan şeytana uyarsa, Allah yolundan sapar, dinden çıkar, kâfir olur.

Babam: “Hocam, siz davulun sesiyle sahura kalkıp oruç tutuyorsunuz. O zaman şeytana uymuş olmuyor musunuz?” dedi ve…

Bu sözü duyan hoca kendi fetvasının tuzağına düşmüş olacak ki çok hiddetlendi ve “Ne sen öldün ki ben senden kurtulayım, ne ben öldüm ki sen benden kurtulasın” diyerek orayı terk etti.

(Bakınız: Aşık ibreti. Can yayınları s. 10-19; Seydi Özcan, Aziz Baba Aleviliği)

GERÇEĞE HÛ!..

Evvelden bade-i aşk ile mestiz
Yerimiz meyhâne, mescit gerekmez
Saki-i kevserden kandık elestiz
Kuran-ı nâtık var sâmit gerekmez

Cennet irfan imiş remzini bildik
Bâ-i bismillah‘tan dersimiz aldık
Cemâl-i dilberi aşikâr gördük
Cennetteki huri, gılman gerekmez

Gelmişiz cananın âsitânına
Sıtkıyla sarıldık dost dâmanına
Canla baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez

Bize lâzım değil müftü fetvası
Ehl-i aşk olanın var âşinası
Ademi hor görüp olmayız âsi
Secdeden ar eden şeytan gerekmez

Biliriz abdesti, savmı, salâtı
Kelime-i şahadet, haccı, zekâtı
Taklit ile olmaz hak farz’iyatı
Riya ile olan iman gerekmez

Biliriz mevlayı vicdanımızda
Allah aşikârdır seyranımızda
Kuş dili okunur irfanımızda
Arabi, Farisi lisan gerekmez

Yürekte gizlidir bizim derdimiz
Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz
Nefsimiz iledir daim harbimiz
Cahil-ü nâdanla kavga gerekmez

İBRETÎ nâdanla etme ülfeti
Dost kapısın bekle, eyle hizmeti
Anlamak istersen ilm-i hikmeti
Aşktan başka din ve iman gerekmez


Yorum: Feyzullah Çınar


Kuran-ı natık
: Düşünen, konuşan kur’an. İnsan-ı Kâmil.
Sâmit: konuşmayan, cansız… ilerlemeyen.
Remz: remiz, işaret, sembol

Bâ-i Bismillah: Besmelenin ‘b’si (ب), Nokta.
B’nin altındaki noktanın sırrı “ب” : ”Tevrat, İncil ve Zebur’da ne varsa Kur’an’da var. Kur’an’da olan, ilk sure, Fatiha’da. Fatiha’da olan, ilk ayet Besmele’de. Besmele’de olan, ilk harfi ‘b‘ de, ‘b‘ de olan, altındaki noktada var. İşte ‘b‘nin altındaki nokta benim”En’el Hakk!..
Nokta, mutlak varlığın zatını bilmesidir. Kalem kâğıda konunca, önce bir nokta meydana gelir. Çekilince harfler yazılır. Harfler, noktanın yayılmasından meydana gelmektedir. Bütün varlıklar da mutlak varlığın zuhurudur. (bakınız: Vahdet-i mevcut, panteizm, hurufilik)

Huri: Batıl inanca gör; Cennette yaşadığına inanılan kız.
Gılman: Batıl inanca göre; Cennette hizmet gördüğüne inanılan delikanlılar.
Âsitâne: Farsça; kapı eşiği, eşik yanı, kapı dibi. Astan…
Dâman: dâmen, etek…

Şahin Kaya

Reklamlar