Bâ-i bismillah’tan dersimiz aldık

Bâ-i Bismillah

Besmele’nin ‘b’si (ب), Nokta.
Bismillahirrahmanirrahim: Rahman ve Rahîm olan Allah‘ın adıyla.

B’nin altındaki noktanın sırrı “ب” : “Tevrat, İncil ve Zebur’da ne varsa Kur’an’da var. Kur’an’da olan, ilk sure, Fâtiha’da. Fâtiha’da olan, ilk âyet Besmele’de. Besmele’de olan, ilk harfi ‘b‘de, ‘b‘de olan, altındaki noktada var. İşte ‘b‘nin altındaki nokta benim.” (Bu Söz Ali‘ye atfedilir)

Nokta, mutlak varlığın zatını bilmesidir. Kalem kâğıda konunca, önce bir nokta meydana gelir. Çekilince harfler yazılır. Harfler, noktanın yayılmasından meydana gelmektedir. Bütün varlıklar da mutlak varlığın zuhurudur. (Vahdeti Mevcut)

Vahdeti Mevcut“Canlı-Cansız Doğayı” tanrısal özün görünüşüne çıkmış biçimi olarak görmek, aslında Tanrı’yı “nesnelerin toplamı” biçiminde algılamanın değişik anlatımından başka birsey değildir.

İyice inceledik biz o Kur’an’ı
Biz canlı kitapta okuduk onu
İbretî


“Arş-ı Rahmanda olan Hakk, kendini gerçeklemek için gerekli olan üç kuvvete sahiptir. İnsan da dahil olmak üzere dünyada yedi doğuş ile gerçekleşenlerin tamamı bu üç kuvvetin birleşmesiyle, doğuş alanına çıkıp kendilerini gerçeklemiş olanlardır. Sadece dünyamızla ilgili olarak değil cümle âlemlerde gerçekleşenler, bu üç kuvvetin etkisiyle olmuşlardır. Bu üç kuvvet; eril, dişil ve candır. Burada can dediğimize dilerseniz, tin, ruh ya da enerji de diyebilirsiniz.” (Haşim Kutlu)


“Ali can
dır Ali canan
Ali dindir Ali iman
Ali Rahîm Ali Rahman*
Ali göründü gözüme”

*Rahim: dişil
*Rahman: eril

Rahim ve Rahman olan ALİ‘nin adıyla!

BismiŞah!

Lâ ilah illâ Ali

Lâ ilah illâ Ali’dir nûr-i zat-ı zü’l-celâl
Lâ ilah illâ Ali’dir hayy-i bâkî lâyezal

Lâ ilah illâ Ali’dir gün gibi ruşen olan
Lâ ilah illâ Ali’dir görünen şirin cemâl

Lâ ilah illâ Ali’dir vakıf-ı ilmi ledûn
Lâ ilah illâ Ali’dir sahib-i nutk-i kemâl

Lâ ilah illâ Ali’dir şems-i şah-i veddûha
Lâ ilah illâ Ali’dir gökteki bedr-ü hilâl

Lâ ilah illâ Ali’dir çeşme-i hayvanımız
Lâ ilah illâ Ali’dir nur-i mutlak bi-zeval

Lâ ilah illâ Ali’dir pâdişah-i âlemin
Lâ ilah illâ Ali’dir kevser-i ab-ı zülâl

Lâ ilah illâ Ali’dir Mustafa vü Murtaza
Lâ ilah illâ Ali’dir gözüme ayn-i visal

Lâ ilah illâ Ali’dir gönlümün şahı benim
Lâ ilah illâ Ali’dir üşte oldur bi-melal

Lâ ilah illâ Ali’dir bu Viranî dervişin
Gözü nûru başta tâcı ol Ali Celle Celal


“Âyine tuttum yüzüme

Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme”
Hilmi Dedebaba

Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali benim!
Pir Sultan

Ben insandan başka İlah arardım
Meğer ilah insan imiş bilmedim
-Daimî-

Ene’l Hakk!

Âdem ile başlayan İnsan ile devam eden ve İnsan-ı Kâmil olarak sona eren bu evrim macerası, bakın alevîlik tarafından kendi özel diliyle nasıl ifade edilmiş:

Şeriat’te Adem oğluyum, Tarikat’te Yol oğluyum
Marifet’te Kemal oğluyum, Hak-i-Kat’te Gök oğluyum
Atam Gök, Anam Yer

diyen bu felsefe, diğer taraftan, kendini âdem soyuna bağlayacağına götürüp Şit soyuna bağlayarak bir taraftan dünya yaşamının ve âdemin yaratılmasıyla ilgili bilgi verirken diğer taraftan da Tanrının ve kâinatın en büyük sırlarından birinin, insanın yaratılışının sırrını da “Hak-i-Katte gök oğluyum” diyerek verir bize.

İnsan gökten inen tanrısal bilinci, âdem ise bu tanrısal bilincin kullandığı bedeni anlatır Hak-i-Kat’te!

Ali’nin neden şeriatte (yani birinci kapıda) Aslan iken en sonunda yani üst kapıda (hakikat kapısında) Allah olduğunun sırrı budur. Çünkü O, yani Ali, Şeriat ve Tarikat kapılarında iken doğayı, insanı, uzayı ve de Tanrıyı ona Hakk-i-kat ilmi sözleri ile anlatacak boyuta-frekansa kapıyı açmamıştır daha. Dolayısıyla bu evrensel bilgilerin içeri girişi mümkün değildir henüz. Bunun mümkün hale gelebilmesi de ancak Ali’nin eğitim alarak Şeriat okulunu bitirip Tarikata, Tarikatı bitirip Marifete ve oradan da Hakk-i-Kat’e ulaşması ile mümkündür. (Süleyman Diyaroğlu, Tanrının Gizli Dili, Chiviyazılar)

Hakk-i-Kat’i görenlere Aşk olsun!..

 

Hakkı pek yakında gördük inandık
İlk başta danıştık vicdanımıza
Gerçekler yoluna girdik uyandık
Hakikat denildi erk­ânımıza
 
Nâci güruhuna bendeyiz bende
Hakkı ispat edip kâmil insanda
Şeytanı tanıyıp düşmeyen fende
Odur lâyık olan ihsanımıza
 
Gerçek irfanıdır bizim gıdamız
Meleklerin secdegâhı âdemiz
Ancak özün bilen duyar sedamız
Cahil ermez sırrı irfanımıza
 
İyice inceledik biz o Kur’an’ı
Biz canlı kitapta okuduk onu
Arif ol da evvel kendini tanı
Yoksa aklın ermez lisanımıza
 
İBRETÎ razıyım lütufa kahra
Asla değer vermem cahile köre
Elim göğe açıp eğilmem yere
Gönülden bağlıyız cânânımıza

 

Reklamlar