ionia-mapEfes, Anadolu’nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde bulunan, daha sonra önemli bir Roma kenti olan antik bir Yunan kentiydi. Klasik Yunan döneminde İyonya’nın on iki şehrinden biriydi. Kuruluşu Cilalı Taş Devri MÖ 6000 yıllarına dayanır.

Efes Okulu, M.Ö. 500 yıllarında zengin bir kıyı kenti olan Efes’te kurulmuş Milet Okulu’ndan sonraki felsefe okuludur. Bu okulun başlıca ismi Heraklit‘dir.

Heraklit de Milet okulu filozofları gibi arkhe sorunuyla ilgilenmiş ve onlar gibi madde temelli açıklamalara yönelmiştir. Maddenin varoluşu ve yokoluşu konularında onlarla paralel düşüncelere sahiptir, ancak Heraklit için arkhe ateş’tir. Evren ateşten meydana gelmiştir ve tekrar ateşe dönüşecektir, ona göre bu varoluş ve yokoluş periyodik bir süreçtir. Herhaklit bir başka konuda ise değişimin ve hareketin sürekli olduğu, hiçbir şeyin sabit kalamayacağı düşüncesidir. Her şey ateş gibi sürekli bir değişim hâlindedir. Değişimi sağlayan ise her şeyin karşıtıyla birlikte vârolmasıdır. Böylece Efes Okulu ile birlikte felsefeye değişim ve çatışma kavramları da girmiş olmaktadır, ki diyalektiği sürekli bir değişim ve çelişki olarak anlayanlar için Heraklit bir anlamda diyalektiğin babası sayılmaktadır.

Diyalektik kavramı, başlangıçta tartışma sanatı ya da çelişkili yollardan muhataplarını ikna etme sanatı anlamına gelmektedir. Karşıtlıkları kullanarak gerçekleştirilen akıl yürütme biçimidir, diyalektik ve Sokratik yöntem, tartışma ve düşünme sanatı olarak diyalektiğin Antik Çağ’daki en yetkin halidir. Değişimin ve hareketin sürekliliği düşüncesi bu aşamada diyalektik olarak ifade edilmiştir. Bir fikirden ya da ilkeden içerdiği olumlu ve olumsuz bütün düşünceleri çıkarma yöntemine diyalektik denilmekteydi.

Arkhe (Yunanca’da “başlangıç,” “ilk”), Batı felsefesinin ve Sokrates öncesi Eski Yunan Felsefesinin en önemli kavramlarından biri. Felsefenin ana disiplini sayılan metafiziğin ve genellikle Bilimin, özellikle de fizik biliminin gelişmesinde önemli rolü olmuştur. Sözcük, felsefe geleneği içinde, “fizikçiler” de denen, Batı Anadolu kıyılarındaki kentlerde yaşamış Sokrates öncesi filozofların kullanımlarıyla, “ilke”, “temel”, “ana madde” anlamlarını kazanmıştır.

Bu düşünceyle bir yandan, bir düzen barındıran evrenin (kosmos) süreçlerden oluştuğu ve bunların düzenli bir biçimde yinelenerek sürüp gittiği gibi bilimsel bakışın temel bir varsayımı ortaya konmakta, bir yandan da düşünce tarihine metafizik düşüncenin temel bir bakış biçimi, olup bitenlerin temelinde hangi olumlu ya da olumsuz niteliklerin bulunduğunu ve dünyanın bir bütün olarak nasıl bir değer taşıdığını görme çabasını içeren bakış biçimi katılmaktadır. Öte yandan arkhe’nin yalnızca bir “ilk” kaynak değil, aynı zamanda değişimlerin temelinde yatan bir “ilke” olduğu düşüncesi de ilk kez belirmektedir.

Heraclitus,_Johannes_Moreelse

Efesli Heraklitos

Doğumu: MÖ 535, Efes, İyonya
Ölümü: MÖ 475
Çağı: Sokrates öncesi felsefe
Bölgesi: Batı felsefesi
Okulu: Efes Okulu
İlgi alanları: metafizik, epistemoloji, etik, politika
Önemli fikirleri: Logos
Efes’in yerlisi olduğu ve babasının adının Bloson olduğu gibi detaylar dışında hayatı hakkında pek az şey bilinmektedir. Batı felsefe tarihinde dinamik bir felsefî sistem ortaya koyan ilk kişidir


Herakleitos’un Evren ve Ruh Anlayışı

İnsan ruhunun ya da beninin aisthesis ve noesis olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan ilki duyu organları yoluyla evrenle fiziksel temas kurulmasını (aisthesis), öteki ise bu temastan sağlanan duyu verilerinin işlenmesini ve böylece evrendeki logos yasasının bilgisine erişilmesini sağlar (noesis).

Herakleitos’a göre her şey bir logostur. Bu logosun bir kısmı da bendedir. Yani ben, bir küçük logostur. Aynı zamanda bunun tezahür ettiği bir yer de vardır ve bu yer de bir bütün olarak kozmostur. O hâlde her şey bir logosun parçasıdır ve ben bir küçük logos iken evren logosun kendisini, büyük logosu ifade eder. İnsan kozmosu anlayabilecek bir yapıdadır çünkü insan beninin algılama yapıları gerçekliği düzenleyebilecek durumdadır. Evrenle ben arasında bir uyum gerçekleşmiştir. Oysa köpeğin algı formları insan benininkinden farklıdır ve bu yüzden köpeğin gerçekliği de insanınkinden farklı olmaktadır. Herakleitos’un bu konudaki düşünceleri şu formülle ifade edilebilir; “logos= küçük logos+ kozmos”

Herakleitos’a göre insan beninin formları ile yani mantıksal yapı ile dünyanın mantıksal yapısı arasında uyum vardır. Bunlar birbirlerini dengeleyecek şekildedirler. Onun deyimiyle zıtların birliğidirler. (Zıtların Birliği: Uyum, Denge)

Herakleitos’a göre kozmos büyük bir kitaba benzer. Onun felsefesinin temeli budur. Kâinat kitabında yazılan şey kâinatın tezahürüdür. Duyu algıları ise bir anlamda bu kitabın yazılarına denk gelmektedirler. Bu yazılar bir anlamda kâinatın benim aklıma görünen kısımlarıdır. Bunun yanı sıra insanın kendisi de bir kitap gibidir. Her iki kitabın da yazıları aynı olduğu için bunlar birbirlerini anlayabilirler.

Yunan felsefesi en başından itibaren dinsel bir yapı sergilemiştir. Kozmosla ilgili en temel felsefi varsayım kozmosun tanrısal bir yapı olduğu ve onun hem içinde hem dışında yer alan nousun bu yapıyı anlayabileceği yolundadır. Ben ile evren arasında karşılıklı bir bağ bulunmaktadır ve Tanrı bu yapıların ikisini de kuşatmıştır. Fakat bu organik bütünlük esasına dayalı yapı zaman içinde bazı filozofların etkileriyle çözülmüştür.

İşte Herakleitos da bu bütünlük esasına dayalı düşünürlerden biriydi. Ona göre kâinat kitabının dilini bilmek gerekmekteydi. Görünüşler bu kitaptaki yazılardı ve ona göre yazı ile anlam birbirinden koparılamazdı. Anlam sadece o dili bilen için ortaya çıkabilecek bir şeydi. Bunun ortaya çıkarılması için de sadece duyu verisi yeterli olamazdı. Herakleitos’un asıl amacı çok daha derinlerde yatmaktaydı. Onun derdi, son kertede insanın kendisini keşfedeceği bir bilgisel aydınlanma idi. İnsanın kendini keşfetmesi neleri anlamasıdır? Bu uğurda duyular da akıl da sadece birer araçtırlar. Amaç kozmosu anlamaktır.

Herakleitos’tan öncekiler evrene ve doğaya sadece duyuları ile bakıyorlar ve bu yüzden de evrenin sadece görünür kısımlarını görüyorlardı. Oysa Herakleitos’a göre kozmosu anlamak topyekûn varlığı anlamak demektir. Sanatı ve dini ile birlikte kozmosu anlamak gerekir.

Herakleitos’a göre kozmosta bir yasa vardır. Bu yasa logostur. Herakleitos’a kadarki Yunan felsefesinde logos, yasa, akıl, cümle, düşünce, ölçü, anlamak gibi birçok anlamlar yüklenmiş çok boyutlu bir sözcüktür. İnsanın amacı evrendeki her şeyin bir olduğunu anlamaktır ve işte logos bu birliği ifade eder. Bu noktada logos ile Tanrı özdeşleştirilmektedir.

Herakleitos daha öte bir düşünce hamlesiyle evreni bu logos ile özdeşleştirmiş, üstelik kozmosun ateşten (pyr) yapıldığını söyleyerek, son derece kapalı bir üslupla; Logosu ateş ile de özdeş tutmuştur;

“Logos ya da Tanrı = Kozmos = Ateş (Pyr)”

Bu esas üzere düşünüldüğünde sadece duyuları ile evrene yönelenler, evrenin ancak görünüşünü bilirler. Oysa amaç kozmosu ve kozmostaki ilahi yasayı, yani logos veya ateşi anlamaktır. Bu yasa doğa ve akıl yasasıdır. Herakleitos, bu anlamda doğa yasası ile akıl yasasını birbirinden ayırmamıştır. Demek ki logos denen yasa, hem fiziki dünyada hem aklımda hem de ilahi alanda hakimdir.

Herakleitos’a göre bu yasalılığın başlıca tezahürlerinden biri ölçülülüktür. Evrende her şey belli bir ölçüye göre oluşur. Ölçüye uymayan, her ne olursa olsun cezalandırılır. (Bu fikir, nüve biçiminde de olsa Ksenophanes’te de bulunmaktaydı. Ksenophanes’e göre bir varlık var ki düşünmesiyle her şeyi istediği hâle getirir. İstemek, bir planlamayı getirir. Ol deyince oldurur. Bu varlık her şeyi planlamıştır. Hatırlanacağı üzere Ksenophanes ile birlikte kozmos düşüncesine aklı ve iradesi olan bir varlık düşüncesi yerleştirilmişti. Bu varlık kozmosun içinde mi, dışında mı, açık değildir. Hayatta Tanrı’nın gözünde her şey kötüdür.)

Oysa Herakleitos’a göre yasayı anlayanlar kâinatın her yönünü görürler. Bilge bir insan hayatın her yönünü görür. Herakleitos’a göre evrenin belli bir gerçekliği vardır ve insan bu gerçeklikle yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü belli gerçekler asla değiştirilemez. Bu değişmez gerçekler evrenin yasası ya da mantığıdırlar. Değiştiremeyeceğiniz gerçekler dünyanın yasası mantığıdır. Yapılması gereken şey bu gerçeklere uygun şekilde uygun yaşamaktır. Böylece insanın yasası adil olmak, zulüm etmemektir.

Herakleitos’a göre evrendeki tüm değişim zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur.

Herakleitos’tan önceki eski Yunan düşünürleri genelde evrimci bir görüşe sahiptiler. Yani evren onlara göre, belirli bir zamanda belirsiz bir maddeden evrilerek kozmos hâline dönüşmüştü. Herakleitos’ta ise böyle bir başlangıç durumu fikrine rastlanmaz.

Evren, onu hiç kimse yaratmadan, hep mevcuttu. Ona göre kozmosun bir bütün olarak kendisi olmasa da içinde bulunan nesneler daimi olarak yer değiştirirler. Fakat bu değişime rağmen kozmosun genel yasası ve çerçevesi asla değişmez. Ancak evren içinde yer alan unsurlar sürekli yer değiştirerek yeni varlıklar ve olaylar meydana getirirler. Yerler ve objelerin kendileri sabit ve değişmezdir. Değişen şey, onların sürekli yer değiştirmesidir.

Herakleitos’un evreni böyle bir evrendir. Bütün bu yapı ateşten meydana gelmiştir ve bu yapının dinamiğinde ise zıt objeler vardır. Bu yapıdaki objeler iki türden yapılmıştır: (+) ve (-) objeler. Evrende her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşmuştur fakat bunlar rastgele değil, belli bir yasaya göre bir araya gelirler. Evrendeki bütün değişim bu zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur. Böyle bir şemada bir planlanmışlık olduğunu söyleyebiliriz. Kozmostaki her şey ateşten yapılmıştır ve bu ana madde hem değişmenin altındaki kalıcı unsurdur hem de değişmenin kendisidir. Herakleitos dendiğinde akla genellikle “her şey akar” görüşü gelir. Oysa o “her şey akar” dememiş, bu kurallar içinde her şey yer değiştirir, demiştir.

O hâlde özetle ifade etmek gerekirse Herakleitos’ta;

► Kozmos, ilahi yasanın hüküm sürdüğü alandır,

► Kozmosun ana maddesi ateştir.

► Bu ateş logosla özdeş görülmüştür. Yani ateş hem ana madde hem de değişmenin kendisidir.

► Evrendeki her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşur.

► Evrendeki bütün değişme, zıt unsurları yer değiştirmesidir.


Herakleitos’ta iki temel değişme vardır.

1. Ateşin, toprak, hava ve suya dönüşmesidir. Buna büyük değişme denir. Her şey belli ölçülerdeki ateştir. Bu görüşünde bir yenilik yoktur.

2. Bu görüşü ise Antik Yunan felsefesi açısından bir yeniliktir ve tikel nesnedeki değişmeyi açıklar. Buna göre her nesne zıt unsurlardan meydana getirilmiştir ve bu zıt unsurlardan her biri bir diğerine hakim olmak ister. Değişme, bu zıt unsurlardan herhangi birinin nesnede hakim konuma gelmesi, diğerinin ise nesnenin içine itilmesi esasına dayanır. Birisi diğerini yenmiştir. Çünkü zıtların her ikisi birden aynı anda nesnede hakim durumda bulunamazlar.

Örneğin saçın beyazlaşması yeni bir durum değildir. Beyazlık saçta zaten potansiyel durumda bulunmaktadır fakat beyazlama edimiyle aktüel hâle gelmiştir. Aslında bu tespit daha önce Anaksimenes tarafından da yapılmıştı. Fakat Herakleitos’un bu zıtlar öğretisi ile amaçladığı şey aslında ahlaksal bir nitelik arz eder. Onun başlıca derdi ahlaktır. Bir yaşama felsefesi ortaya koymaktır. Herakleitos evren anlayışını aynı zamanda ahlaksal ve estetik bir boyutla da yüklemek istemiştir.

Herakleitos’a göre değişme, nesnede bulunan zıt unsurlardan herhangi birinin hakim duruma gelmesi, ötekininse bastırılması esasına dayanır.

Herakleitos’un Ahlak Anlayışı

Herakleitos’a göre insanın ahlaksal bakımdan durumu iki yönlü bir görünüm sergiler. Bunlardan birincisinde anlayan ruh, ötekinde ise yasaya uygun davranan ruh söz konusudur.

Bunlardan anlayan ruh evrende hüküm süren logos yasasını derinlikli biçimde kavramış, bilge insanın ruhsal durumudur. Fakat bilgelik için bu yeterli değildir. İnsanın aynı zamanda bu derinlikli evren yasasına uygun şekilde eylemesi de gerekir. Ona göre hayvanlar için fiziki doğa yasası geçerliyken insanlar için de belli bir doğa yasası geçerlidir. Nihai planda insan muhakkak anlamayı devreye sokmalıdır. Çünkü anlamayan bir insan için evrendeki her şey çelişkili olacaktır. Bu durumdaki bir insan için evrende iyi ve kötü, güzel ve çirkin vardır. Oysa bunlar evrensel yasayı anlamamış olan insanların değerlendirmeleridir.

Hakikatte ise bunların hepsi birdir. Yani evrene Tanrıca bakabilen bir insan için her şey iyidir, her şey güzeldir. Daha doğrusu iyi ve kötü, güzel ve çirkin birdir. Anlayan insan, bu zıtlıkların üzerine çıkıp her şeyi birlik içinde kavrayabilir. Evrende doğrudan bir zorunluluk hüküm sürmektedir ve insanların da bu zorunluluğa uyması gerekir. Bu zorunlulukta iyinin, kötünün, güzelin, çirkinin bir anlamı yoktur.

İnsanın kişiliği kendi kaderidir.

Herakleitos’a göre doğuştan soyluluk ya da soysuzluk diye bir şey yoktur. Çünkü belirli bir ailede doğmuş olmak insanın kendi elinde değildir. Bu anlamda insanın yapabileceği hiçbir şey yoktur. Fakat insan, bundan sonraki aşamada kendi imkânlarını oluşturabilir. Önce kaderini kabul etmelidir. Sonra bir evrensel esaslı bilgelikle zıtlıkları bütün hâlinde görmelidir.

İnsan akıllı bir varlıktır ve daima akla göre davranmalıdır. İnsanın kaderinde akıllı olmak vardır ve bu kader insan tarafından uygun şekilde taşınmalıdır. İnsan bu yolda daima ölçülü olmalı, kendisine verilen imkânlar üzerinde daima düşünmelidir. Bu imkânları kullanırken elinde adalet, bilgelik, ölçülülük ve yiğitlik gibi erdemler bulunmaktadır. Bunlar söz konusu savaşta insana önemli bir güç ve ölçüt sağlarlar. İnsan ahlaksal ilerleme sürecinde sürekli olarak kendisini aşmaya çalışmalıdır. Zira insanların büyük çoğunluğu tutkularının kölesidir ve en büyük savaş insanın kendi nefsini kırması esasına dayanır. Evrende bir çatışma vardır ama en büyük savaş içimizdeki savaştır.

İnsanın ahlaklılığı adalet, bilgelik, ölçülülük ve yiğitlik gibi erdemlere dayanır. Site ve ahlak düzeni bu erdemler üzerine kurulmalıdır.

Herakleitos’a göre son kertede ahlaklı olmak ödevi, insanın evren yasasını anlamasından ve bu yasaya uygun biçimde eylemesinden geçer. Dolayısıyla burada insanın kendisini bilmesi kozmik yasayı bilmesi şartına dayandırılmıştır. Fakat insan bu yasanın bilgisini biraz da kendi içinde arayacaktır. Böylece insanın akıl ve düşünce dünyasıyla kozmosta hüküm süren yasalar belli anlamda karşılıklı bağımlılık içinde konumlandırılmışlardır. Evrenin yasası bize bilge olmayı buyurmaktadır. Bilgiyi hem toplamak hem eleştirmek hem de bununla yaşamak gerekir.

“İnsanın kendisini bilmesi, kozmosta hüküm süren yasayı bilmesine bağlıdır”

İnsan bu bilgelik erdeminin yanı sıra hem düşünmede hem de davranmada daima adil, ölçülü ve yiğit olmalıdır. Bu dördü; yani bilgelik, adalet, ölçülülük ve yiğitlik dört temel erdem olarak evrende hüküm süren kozmik yasanın bir yansıması, bir gereği olarak her insanda şiar hâline gelmelidir. Site yasaları da yine aynı evrensel yasaya göre yine aynı erdemler üzerine inşa edilmelidir.

Logos’un farklı anlamları

Logos, eski Yunancadaki legein sözcüğünden türetilmiş olup, Herakleitos’tan beri felsefede, gnostisizmde, ezoterizmde ve teozofide farklı anlamlarda kullanılmış bir terimdir. Farklı dönem ve çevrelerde farklı anlamlarda kullanılmış bir sözcüktür. Bu farklı anlamlarından bazıları söz, sözün anlamı, kavram, akıl ile kavrama (duygusal kavrama anlamındaki pathos sözcüğünün karşıtı olarak), akıl, bir şeyi anlaşılır kılan mantıksal temel, mantıksal olanın birliği, bilim ilkesi, insan ruhunun şuuruyla ilgili öz-bilgi ya da cevherî bilgi, düşünce, mânâ, varlık nedeni, ilk neden, gerekçe, kainatın yasaları, doğa yasaları, ilâhî ve evrensel düzen ve yasaları, İlâhî İrade, Tanrısal Fikir (Müteal Fikir), evrensel zorunluluktur.

Sözcüğü Grekçede felsefi bir kavramı belirtmek üzere ilk kez kullanan Efesli filozof Herakleitos, terimi, her şeyi yöneten değişmez yasa (logos) ya da yasalar (logoi), evreni düzenli bir bütün olarak kuran ve hareket ettiren, evrenin düzenini sağlayan evrensel yasalar, evrenin temeli olan evrensel zorunluluk olarak ifade eder.

Reklamlar