Şathiye

Biz bugün Azmi’yi, ancak günümüze kadar gelen ve aşağıda tamamı yayınlanan tek bir ünlü nefesiyle tanıyoruz. Bu şiir Azmi’nin bilinç düzeyinin yüksek bir noktada bulunduğunu göstermektedir. O, bu dizelerde Tanrı’ya, doğaya ve insana bakışını dile getirmiş ve Tanrı’yla insan arasındaki ilişkiyi çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Azmi, bu şiirinde çok önemli bir Şathiye örneği sunmuştur. Şathiyeler, Tanrı’ya, tutucu inanç öğelerine, hurafelere dönük yapılan taşlamalara verilen isimdir. Azmi’de bu şiirinde Tanrı’ya yüklenilen sıfatlardan hareket ederek; Tanrı’ya sorular yöneltmiş ve ironik (alaysamalı, içinde karşıtlık taşıyan düşünceyi, söylenen sözün karşı anlamı veya mizahi) bir söylemle Tanrı’ya eleştirel bir söylem geliştirmiştir.

Yeri göğü ins ü cini yarattın
Sen ey mimar başı eyvancı mısın?
Ayı, günü çarhı, burcu var ettin
Ey mekân sahibi rahşancı mısım?

Denizleri yarattın sen kapaksız
Suları yürüttün elsiz ayaksız
Yerleri temelsiz, göğü direksiz
Durdurursun acep iskâncı mısın?

Kullanırsın kanatsızca rüzgarı,
Kürekle mi yaptın sen bu dağları,
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verüb alırsın, sen cancı mısın?

Sekiz cennet yaptın sen Âdem içün,
Adın büyük bağışla, anın suçun,
Ademi cennetten çıkardın niçün?
Buğday nene lazım harmancı mısın

Bir iken bin ettin kendi adını
Görmedim sen gibi iş üstadını
Yaşadırsın kurudursun odunu
Sen bahçevan mısın, ormancı mısın

Cibril’e perde altında söylerdin
İnüb Beytullah’da kendin dinlerdin
Bu ateşi, cehennemi neylerdin
Hamamın mı vardır, külhancı mısın.

Hâfâya çekilüb seyrana durdun
Aklı ermezlerin aklınını urdun
Kuldan ince köprü yaptın da kurdun
Akarsuyun mu var, bostancı mısın

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın
Evvel bahara karşı güzü yaptın
Mizanı iki göz terazi yaptın
Bakkal mısın yoksa dükkâncı mısın

Kazanlarda katranların kaynarmış
Yer altında balıkların oynarmış
On bu dünya kadar ejderhan varmış
Şerbet mi satarsın yılancı mısın

Esirci misin koydun cehenneme arab
Hoca mısın okur yazarsın kitab
Aslın katib midir görürsün hisab
İhtisabın mı var, yok hancı mısın

Yüzbin tamun olsa korkmam birinden
Rahman ismi nazil değil mi senden
Gaffar-üz zünubum demedin mi sen
Af et günahımı yalancı mısın

Beni af eylersen düşen mi şandan
Şahlar bile gecer böyle isyandan
Ne dökülür ne eksilir haznenden
Bağışla kusurum haznedar mısın

Şanına düşer mi noksan görürsün
Her gönülde oturursun yürürsün
Bunca canı alup gene verirsin
Götürüp getiren kervancı mısın

Bilirsin ben kulum sen sultanımsın
Kalbe zikrim dilde tercemanımsın
Sen benim canımda can mihmanımsın
Gölnümün yârisin, yabancı mısın

Beni delil eyler kendin söylersin
İçerden Azmî’yi pazar eylersin
Yücelerden yüce seyran eylersin
İşin seyran kendin seyrancı mısın

Azmî, 16. yüzyıl

Bu şiire genel olarak baktığımızda; ozan, dünyada gelişen ve yaşanan birçok olayın nedenselliklerini ortaya koyarak bu olayların tanrısal niteliklerle örtüşmediğini anlatmaya çalışmaktadır. Ozan, dünyada yaşanılan bunca kötülüklerin, olguların, olumsuzlukların, felaketlerin vs. asla Tanrı sıfatıyla örtüşmediğini ve örtüşemeyeceğini anlatmaktadır. Bir tanrı neden ormancı olsun. Neden harman sürsün? Kervanla ne işi olabilir bir Tanrı’nın? Bir insanın yaptıklarını teraziye koyup tartması, cehennemde yakması, insanı yargılaması Tanrı’ya yakışan şeyler olamaz. Tanrı neden böyle küçük şeylerle uğraşsın. Ozan, her şeyi yapabilen, her şeye gücü yeten bir Tanrı, insanları neden aç, yoksul bıraksın. Neden hasalıklar var etsin. Bu tür dünyasal olayları Tanrı’ya yüklemek ve bunları “kadere” bağlamak ve “kaderin” de Tanrı tarafından belirlendiğini söylemek doğru değildir demektedir. Bu görüşün biçimsel olduğunu ve bu görüşlerin özü kavramayan insanların kaba görüşleri olduğunu vurgulamaktadır.

Azmi; dünyada yaşanılan her türlü kültürel değerin insan ürünü olduğunu ve insanın güçsüz olduğu konularda sığınacak bir barınak aradığını; iyilikleri de, kötülükleri de bu sığındığı güce yüklediğini ve dolayısıyla insanın kendi kötülüklerini Tanrı’ya yükleyerek kendi sorumluluklarından kurtulmaya çalıştıklarını vurgulamaktadır. Özellikle sofuların, tutucuların, dincilerin bu yolu tuttuklarını belirten Azmi; söz konusu kötü değerlerin Tanrı’ya yüklenemeyeceğini; oysa Tanrı’nın; iyilik, güzellik, barış, kardeşlik, dostluk vs. gibi güzel değerleri içerdiğini; bir ulu varlıktan da bu gibi erdemli değerlerin bekleneceğini söylemektedir. Burada sofuları ve inanca biçimsel yaklaşanları eleştirmektedir. Onların kendi doyumsuzluklarını Tanrı’ya mal ederek, kendi suçlarını gizlemekte olduklarını belirtmektedir.

Azmi, eğer tanrılık sıfatlar yukarıda ki şiirde belirtildiği gibiyse o zaman burada bir yanlışlık var demekte ve böyle bir Tanrı anlayışını eleştirmektedir. Burada, ham sofunun görüş ve düşünceleriyle “alay” etmekte ve onu iğnelemektedir.

Yukarıdaki dizelerde sözü edilen niteliklerden hangisi Tarı kavramının içine sığabilir? Hiç biri. O halde bu olayların nedeni, insanların yaşadıkları toplumsal ilişkilerdir. Bu ilişkilerin varlaştırdığı değerlerdir. Bu değerleri Tanrı’ya yüklemek, doğanın ve toplumun işleyiş yasalarından habersiz olmak demektir.

Toplumda oluşan her değer, dış dünyanın itici gücüyle oluşur. İnsan doğanın dışında değildir. Doğa kendi yasaları doğrultusunda sürekli hareket eder. O halde insan-doğa ilişkisini anlamak ve onu çözümlemek birçok sorumuza yanıt bulmamızı da doğuracaktır. Doğa sürekli hareket halindeyse, toplum da, insan da hareket halindedir. O zaman her şeyde bir değişim ve dönüşüm söz konusudur. O halde, değişmeyen, donmuş, hep aynı kalan bir şeyi söz konusu olamaz. Oysa semavi dinler bize her şeyin “yaratıldığı gibi” değişmeden durduğunu söylemekte ve hiçbir şey değişmiyor demektedir. Öyle ki bu görüşten hareket ederek bundan yüzyıl, bin yıl önceki toplumsal değerleri yaşatmaya çalışan insanlar, softalar bulunmaktadır. Bu davranışlar doğanın ve toplumun bu değişen yasalarıyla asla uyuşmayan şeylerdir.

İşte Azmi, bu donmuş, kalıplaşmış ve değişmezlik olarak görülen “değerlere” bir eleştiri getirmiştir. Sorgulayan, araştıran bir bilinçle, insanlığın önünü açmaya çalışmıştır. Bu donmuş ve değişime karşı çıkan insanlarla alay etmiştir. Şiirin dilini ve gücünü çok iyi kullanan ozan, bu ölümsüz dizelere imza atmıştır. Azmi, bu dizlerle ölümsüzleşmiş ve bu dizeler başka bedenlerde bedenleşerek geleceğe akmıştır.

(Alevi Bektaşi Edebiyatı ve Etkili Ozanları (s.277)
Süleyman Zaman)

Reklamlar