Velhâsıl ne başımız ağrıtayım, nice bin kere ata belinden ana rahmine, ana rahminden cihana geldim.

Kaygusuz Abdal Budalaname isimli yapıtında Tenasüh (devriye) kuramını şöyle açıklamıştır:

“… El-kıssa (kısacası), Hâlik’in emri beni Kuzekâr (çömlekçi) balçığı gibi devrânın çarhı (döngüsü) üzerine koyup dolap gibi döndürdü.

Gâh (bazen) beni kuze düzdü (çanak, çömlek yaptı), gâh buze düzdü (bozdu).
Gâh saraylara kerpiç eyledi, gâh ayaklar altında hiç eyledi.

Gâh gül eyledi, başa çıktım; gâh kül eyledi hâke (toprağa) düştüm.
Gâh maden, gâh nebat (bitki) eyledi.

Gâh yaprak, gâh toprak eyledi.
Gâh pir (ihtiyar), gâh civan (genç) eyledi…

Gâh Şah, gâh geda (kul) eyledi.
Gâh biliş (bildik, tanıdık), gâh yâd (uzak) eyledi…

Gâh günde (güneşde) yandım, gâh gezende yatdum (yattım), gâh hazineye batdum (battım).
Gâh kul olup satıldım, gâh dellâl (bağırarak duyuran) olup sattım.

Gâh oynayıp uttum (kazandım), gâh bilmeyip utuldum (kaybettim).
Gâh beni hekim (doktor), gâh hâkim (yargıç) eyledi.

Gâh kazzâz (ipekçi), gâh attâr (iğne, iplik satan), gâh penbe atar hallaç (pamuk atan) eyledi.
Gâh berber, gâh zerger (kuyumcu) eyledi.

Gâh aşçı, gâh başçı, gâh demirci, gâh körükçü, gâh kürekçi eyledi.
Gâh beni deryada mâhi (balık), gâh dağlarda ahu (ceylan) eyledi.

Gâh avcı oldum avladım, gâh beni av eyleyip avlattı.
Gâh âlim (bilgin) eyledi okuttum, gâh ümmi (okuma-yazma bilmeyen) eyledi okuttu…

El-Kıssa (kısacası), dünyada bir sıfat kalmadı, bana ettirdi.

Gâh şakird (öğrenci) etti öğrendim, gâh üstat etti öğrettim.
Gâh beni ataya oğul eyledi, gâh atayı bana oğul eyledi.

Gâh anayı bana kız eyledi, gâh kızı bana ana eyledi.
Gâh beni tıfıl (çocuk) edip onlara besletti, gâh onları tıfıl edip bana besletti.

Velhâsıl (uzun sözün kısası) ne başımız ağrıtayım,

Nice bin kere ata belinden ana rahmine, ana rahminden cihana (dünyaya) geldim.
Nice bin defa tıfıl (çocuk), nice bin defa pir (yaşlı) oldum.

Yine ecel gelip beni atam ve anam ardınca gönderdi.
Nice bin defa bulut gibi ağdım, nice bin defa yağmur olup yerlere yağdım.

Nice bin defa gâh çerende (ot yiyen hayvan), gâh perende (av kuşu) oldum.
Nice bin defa küfr-ü iman karıştım. Nice bin defa gâh zulumâta (karanlığa), gâh aydınlığa düştüm.

Nice bin defa türlü türlü cinlere karıştım. Nice bin defa türlü hil’atlar (kaftanlar, giysiler) giydim.
Nice bin defa türlü yakalardan baş gösterdim. Nice bin yıllar aşinâlar (bildik, tanıdık) gözettim.

Nice bin defa isimler ve lâkaplar (takma isimler) urundum (takındım).
Nice bin defa türlü türlü suretlerden (biçimlerden) göründüm.

Velhâsıl-ı Kelâm (sözün kısası),

Bu nefs askeri (doyumsuzluk isteği) beni gücten güce saldı ve kapdan kaba boşalttı.
Şehir be şehir, karye be karye (köy köy) gezdirdi. Dil ile ayan (açık), kalem ile beyân (aktarmak, bildirmek) olmaz.

Kaygusuz Abdal

adil_can_978-605-4039-46-3
Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi Edebiyatı ve Etkili Ozanları (ss.155-156)

Reklamlar