Gerçek varlık O
Gerçek yokluk da O
Yaratan da yaratılan da O’dur
Her varlığın kendisidir.
Yüce hak ve çirkin batıl O’dur
Deha düşüncenin kendisi ve aptal hurafenin aynısıdır.
Zihinde parlayan düşünce ve kaybolan kuruntu ile şaşkın hayal O’dur
Mümin O, kafir O’dur
Katıksız muvahhid O
Putperest müşrik O’dur
Hareketsiz cansız O
Keskin duyarlı canlı O’dur
Arşın altında secde eden melek O
Cehennemde yanan şeytan O’dur
Gözyaşları dökerek tesbih eden rahip O
Günahlarıyla genel evini ayağa kaldıran zani O’dur
Allah sevgisi ve korkusu ile yaşayan rahibe O
Etini budunu satarak geçinen
Ve çıplak vücut için yaşayan fahişe O’dur
Aydınlığıyla alemi kuşatan ışık O
İnleri korku ve dehşetle dolduran koyu karanlık O’dur…

(İbn’Arabî, Fusûsu’l-Hikem: 80)

İbn’Arabi’den aktardığım dizeler varlığın tüm sırrını ortaya koyuyor aslında; ama küçük bir farkla. Şiirden de anlayacağımız gibi, ve bizim nasiplenmelerimizden de yola çıkarak, Hakk asla her şeyin başlangıcı değildir; her ne kadar o Allah ile de aynı şey olmasa!

Arabi; “Yüce Hakk ve çirkin batıl O’dur” derken Hakk’ın batıl ile birlikte tüm diğerleri gibi “O”ndan bir parça olduğunu söylüyor aslında! “O”ndan, yani Anadolu Aleviliğinin en büyük sırrı olan “HU”dan. (Bu arada, Tasavvuf ile Anadolu Aleviliği arasındaki en büyük fark Tasavvuf’un yaratılışı Allah ile başlatması ve dolayısıyla en üst boyut olarak Allah’ı kabul etmesi, Anadolu Aleviliğinin ise bunu “HU” ile başlatıp en yüceye İNSAN’ı koymasıdır!!!)

Bu söylediklerimizi yazdığımız bir şiirde şöyle dile getirdik:

BEN Kİ

“HU”; tanımlanamayan, sırrına erilemeyen, sırrına erilemediği için de “O”na bir isim ile hitap edilemeyen demektir! “O”; kim ‘O’nu nasıl tanımlarsa ‘O’dur!

Bakın bir başka şiirimizde bu boyutla ilgili nasiplenmelerimizİ nasıl dile getirmişiz:

Koca Kâinat’ı Yok Etmecesine

Bak aşağı aleme bebek
Görmek ve bilmek için
Seni bekleyen yazgıyı.
İn Yer küreye bebek
İn ve gör
Bir koca alem olan senin
O küçücük bedene
Nasıl sığdığını.

Ve kullanarak Adem’i
Yani
Dünya’daki bedenini
Takip et ayak izlerini
Geçmişe doğru
Çözmek için yaşamın
İnsanın
Ve sen olan tanrının
Tüm sırlarını.

Ne zaman ki yaşamdan,
Kainat’tan
Ve hatta senden
Hiçbir iz kalmaz geride
İşte o zaman bil ki
Çıkmışsındır en yücelere
Yani “O” “Esas Hiçlik”e.

Çünkü
Ancak o zaman
Olacaksın şahidi
“O” sırrın
Yani
Yaradan ile senin
Aslında “1” olduğunun.

Ama bil ki
Varmadan önce “Hakk’a
Ve sonrasında da “O”na
Sınayacaktır seni
Senin kendi öz bilincin.

Ve unutma ki
Sır-at köprüsü denen
O son imtihan noktasında
Karşına çıkacak sınavlar
Senin kendi yarattığın
Korkuların olacaklar
O korkular ki
Bazen
Muhammet’in aslanı
Bazen de
Bir başkasının yılanıdırlar.

Ama korkma
Devam et yoluna
Çünkü ancak o zaman
Ulaşabilirsin Hakk-i-Kat’a
Yani
Sondan bir öncekine!

Ve
Ne zaman ki varırsın Hakk’a
Yani ışıklar içindeki sana
İşte o zaman “1”leş kendinle
Yok etmek için
Kalan son “2”liği de!

Ve
Yok ederken
Kalan son 2 bedeni de
Müthiş bir patlama olacak
Kulakları sağır edercesine
Müthiş bir patlama
Koca Kainat’ı
Bir anda yok etmecesine…!

Diyar der ki;

Sonrası
Işığı bile gizleyen bir karanlık
Tunami Siyahı denen
“O” “Esas Hiçlik”te
Ve sen de artık sadece
Bir düşünceden ibaretsindir işte..!

Anlatması da anlaşılması da zor olan ve ancak yaşanarak anlaşılabilecek olan bu boyut bilimin teknoloji yoluyla asla ulaşamayacağı bir boyuttur. Ulaşamayacaktır çünkü “O” her ne kadar “Var”sa da ancak “Yok” olmak ile ulaşılabilir (!?) İşte “Ölmeden ölmek” denilen budur.


Budizm ile Anadolu Aleviliği arasındaki fark;

Budizm yüz yıllarca yağmur yağmamış bir çölün ortasına oturup ıslanmadığını söylerken, Anadolu Aleviliği okyanusun en derinlerine dalıp kupkuru çıkmak gibidir. İşte bu yüzdendir ki Anadolu Aleviliği için “En yüce ibadet çalışmaktır.” Çünkü o insanla ve yaşamla iç içedir. Bu da onun her türlü tehlikeye karşı hazır olmasını zorunlu kılar ki asıl imtihan da budur; yoksa hayattan kopup yüz yıllarca yağmur yağmamış bir çölün ortasında oturup “Ben asla ıslanmam” iddiasında bulunmak değil!

Sonsuz sevgiyle…

Süleyman Diyaroğlu
diyar

Reklamlar