I
TARİHSEL ARKA PLAN: ORTAÇAĞ İSLAM DÜNYASINDA
ZINDIKLAR VE MÜLHİDLER (8.-11. YÜZYILLAR)
Ahmet Yaşar Ocak

 

Zındık ve mülhid terimi

Zındık ve mülhid terimi, ortaçağ İslam dünyasında, zaman ve mekân içerisinde giderek genişleyen ve bu arada da birtakım nüanslar kazanan geniş bir anlam muhtevasına kavuşmuştur. Önceleri yalnızca Maniheistleri ifade ederken, zamanın ve mekânın değişmesine paralel olarak, Maniheistler dahil, Zerdüştîleri ve Mazdekîleri niteleyen bir kavram olmuş, giderek, bir yandan görünürde bir Müslümanlık cilası altında asıl dinlerini muhafaza edenleri, her türden sapkın inançlara sahip olanları, Allah’a inanmayanları, içinde yaşadıkları Müslüman toplumun mensubu olmaları yüzünden mecburen inançsızlıklarını gizleyenleri, hatta ileride görüleceği gibi, bunlardan hiçbirine mensup olmadıkları halde, sırf sefih bir hayat yaşayanları da kapsayan bir terim olmuştur.

Kısacası zındık ve mülhid, Bernard Lewis‘in ifadesiyle, Sünnilik dışı her türlü şüpheli inancı, materyalizmi, ateizmi, agnostisizmi ve eninde sonunda, devlet ve toplum düzeni için tehlikeli olduğuna inanılan her türlü fikri ve dini eğilimi belirleyen bir terim olmuştur.

Dikkat edilirse, bu sayılanların hepsini ortak bir paydada, “Sünnilik dışı olma” noktasında toplamak mümkündür. Nitekim bu fikirden hareketle, Sünni kelâmcılar Şiîler’i de, hangi türüne mensup olurlarsa olsunlar, genellikle bu terimle nitelemekten kaçınmamışlardır. Buna mukabil, Zeydîler gibi mutedil Şiîler’in de, Şiîliğin aşırı kollarına mensup olanları aynı şekilde zındık diye nitelediklerini görüyoruz. Ama Arapçada genel olarak açık inançsızlığı ifade eden kâfir, müşrik terimlerinin yanında zındık ve mülhid, münhasıran gizli inançsızlığı göstermek için kullanılmış görünüyor.

Bu açıklamalardan sonra şu sonuca varabiliriz: Zendeka ve ilhad (ve tabiatıyla zındık ve mülhid) terimi, Emeviler’den başlayarak tarih boyunca îslam dünyasında çok değişken bir anlamlar dizisini ifade etmektedir. Ama bütün bunların çıktığı bir tek kapı vardır: Zendeka ve ilhad, ne tür olursa olsun, Sünni İslam’a muhalif bütün inanç ve hareketler demektir. Böyle bir bakış açısından yola çıkılarak, İslam dünyasında daha ilk devirlerinden itibaren tasavvuf hareketi ve mensupları, yani mutasavvıflar ve sûfiler, ulema tarafından zındık ve mülhid olarak damgalanmış ve resmi otoritelerce bu suçtan yargılanıp (Kur’an-ı Kerim’de bu yolda bir âyet olmamasına rağmen) genellikle ölüme mahkûm edilmişlerdir.

Kitlesel Zendeka Hareketleri

Başlıktaki ifadeden maksat, genellikle Fars kökenli olup belirli bir şahsiyet tarafından başlatılıp geliştirilmekle beraber, arkasına bir zümreyi veya çevreyi alarak Emevi ve Abbasi hilafet merkezine ve düzenine karşı aktif muhalefeti simgeleyen hareketlerdir. Bu hareketlerin Fars kökenli olması, bir bakıma, İslami literatürde zendeka teriminin başlangıçta neden eski İran dinleriyle (özellikle de Maniheizm ile) alakalı görüldüğünü açıklar. Bu tür hareketlerin bir kısmı siyasal iktidarın bizzat kendisini değil, ama temsil ettiği ideolojiyi protesto niteliği, bir kısmı da doğrudan siyasi düzeni hedef alan ihtilalci nitelik taşımaktadır.

Bu toplumsal hareketlerin hem Emevi, hem Abbasi döneminde eski İran gelenek ve inançlarının hâlâ güçlü bir şekilde korunabildiği Irak ve Horasan gibi bölgelerde gelişme imkânını bulabilmesi, hiç de şaşırtıcı değildir. Burada dikkat edilip gözden kaçırılmaması gereken husus, Horasan’ın daha ziyade ihtilalci hareketlerin, Irak’ın ise entelektüel düşünce akımlarının beşiği olmasıdır. Nitekim H. A. R. Gibb de, daha tahsilli yüksek sınıflarda görülen şüpheci serbest düşünce eğilimlerinin kökenini, haklı olarak, İslam hâkimiyetine rağmen eski Pers-Arami kültürünü hâlâ geniş ölçüde muhafaza eden Irak’a bağlar. (Bkz. Hamilton Alexander Rosskeen Gibb, s.84)

Mezhepçi Kitlesel Zendeka

Bu hareketlerin en iyi bilineni, Emevi halifesi Velid b. Abdülmelik (705-715) zamanında başlayıp Abbasi halifesi Me’mun (813-833) devrine kadar süren ve tamamiyle Mani‘nin öğretisine dayanan harekettir. Bu hareketin ana merkezi, eski Sâsâni İmparatorluğu’nun başkenti Ktesifon (Medâyin) idi. Burada yerleşmiş hareket mensuplarından Zâd Hürmüz (veya Zâdhürmüzd), Mani’nin halifesi olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış, cemaate yeni bir biçim vermeye çalışmıştı. Mevcut bilgilere bakılırsa, eski bir Maniheist aileden gelen Zâd Hürmüz’ün esasında İslami bir görünüş altında Maniheizm’i yeniden ihya etmek amacıyla faaliyete giriştiği anlaşılıyor. Kendisinin yüksek bürokrasi çevrelerinde zengin destekçileri vardı, ki ünlü Emevi valisi Haccac b. Yusuf un kâtiplerinden biri de bunlar arasındaydı. (Zâd Hürmüz’ün başlattığı hareketin teferruatı ve ilgili kaynaklar için bilhassa bkz. Vajda, “Les zindîqs”, s. 175-178; ayrıca bkz. Abdülhüseyn b. Kûb, “Zendeka ve zenâdıka”, s. 266-267.)

Zâd Hürmüz’ün ölümünden sonra hareketin başına geçen Miklâs, yeni yorumlarıyla hareketi ikiye böldü. Abbasi halifesi el-Mansûr zamanında (754-775) Ebû Hilâl ed-Deyhûri adlı biri, bu ayrılığa müdahale ederek ortadan kaldırmaya çalıştı. Aynı devirde Büzürcmihr adlı bir başkası yeni fikirlerle ortaya çıkıp hareketi Miklâsîler ve Mihrîler olmak üzere tekrar ikiye böldü. Halife Me’mun ve El-Mu’tasım zamanına (833-842) kadar süren bu iç mücadeleler, yine İran asıllı Yezdanbaht ile daha ileri bir merhaleye ulaştı. Yezdanbaht yakalanıp bizzat Halife Me’mun tarafından İslam’a davet olunmuşsa da, İbnü’n-Nedim‘e göre, becerikli bir konuşmacı olan Yezdanbaht bu daveti nezaketle geri çevirmiş, bunun üzerine hapsedilmişti. (Bkz. İbnü’n-Nedîm, Kitabü’l-Fihrist, Kahire (tarihsiz), s. 487.)

Bu harekete, adı geçenlerden başka, Ebû Yahya, İbn Mükellis, Ebû Ali Said, Ebû Said Recâ, Nasr b. Hürmüz es-Semerkandi ve Ebu’l-Hasan ed-Dımaşki gibi daha pek çok kişinin katıldığı biliniyor. (İbnü’n-Nedîm, aynı yerde. İbnü’n-Nedîm, hareketin bir kolunun kendi zamanında Semerkand’a kayıp orada devam ettiğini, bir kolunun da Babil’de (Medâyin) bulunduğunu bildiriyor; hareket hakkında ayrıca bkz. Sadighî, s. 86-88; ayrıca bkz. 54 nolu notta ag makaleler, Ebû Avz, s. 98.)

Görünüşe bakılırsa, Zâd Hürmüz’ün başlattığı bu zendeka hareketi, İslam teolojisine Maniheist bir karakter kazandırma çabasını temsil etmektedir. Bu sebeple buna teolojik bir hareket denebilir. Hatta hareketin, aralarında Semerkand ve Dımaşk [Şam] gibi, birbirinden epeyce uzakta iki önemli merkezin de yer aldığı büyük şehirlerde taraftar bularak bir çeşit mezhep niteliğine büründüğü dahi düşünülebilir. İşin ilginç yanı, bu hareketin daha başlangıçtan itibaren, önce Emevi hilafet merkezi Dımaşk’ta, sonra da Bağdat’taki Abbasi hilafet sarayında bulunan önemli kişiler, özellikle kâtipler tarafından gizlice desteklenmiş olmasıdır. Nitekim sırayla hareketin başına geçenler de bu bürokrat çevrelerle yakınlık kurmaktan çekinmemişlerdir. (Msl. bkz. Vajda, “Les zindîqs”, s. 177-178.)

İhtilalci Kitlesel Zendeka (İsyanlar)

Bu türden zendeka hareketlerine Emeviler’in son birkaç yılından itibaren rastlanır. Bunların hemen tamamına yakınının, Abbasi hilafetinin ilk yüz yılına yayıldığı dikkati çeker. Ebû Müslim-i Horasâni‘nin Abbasi ihtilalini başlattığı yıllardan biraz önce ilk ihtilal hareketi baş göstermiştir. Bu hareket, Abbasiler adına hareket eden Ebû Müslim‘inkinden tamamiyle bağımsız, Bihâferîd adlı eski bir Zerdüştînin kendi adına giriştiği bir ihtilal hareketidir. Aslen Nişapur’lu olan Bihâferid, bir ara Çin’e de gidip yedi yıl kaldıktan sonra memleketine dönmüş, değişik yerleri dolaşarak Zevzen’de Zerdüşt adına bir hareket başlatmıştır. Bihâferid peygamber hüviyetiyle propaganda yapıyor, kendine gizlice vahiy geldiğini iddia ediyordu. Özellikle köylüleri inandırmış, rivayete göre cennet vaat ederek kalabalık bir taraftar kitlesi toplamayı başarmıştı. Hatta İslam kaynakları, kendisinin Zerdüştîliğin dini pratiklerinden faydalanarak bir de Zemzeme adında “kutsal” kitap yazdığını ileri sürerler. (Bihâferîd hareketi ve doktrini hakkında en iyi bilgi veren kaynaklardan biri el-Beyrunî’dir (bkz. Kitabu Aşari’l-Bâkıye ani’l-Kurûni’l-Hâliye, nşr. Edouard Sachau, Leipzig 1878, s. 193-194; ayrıca bkz. Edward G. Browne, A Literary History of Persia, Londra 1905, 1, 308-310; ayrıca harekete dair bibliyografya ve daha geniş bilgi için bkz. Sadighi, s. 111-131.)

İranlı Ebû Müslim-i Horasâni‘nin Abbasi hanedanı hesabına giriştiği ve Sâsâni kültürünün ocağı Horasan’da başlattığı büyük, ihtilal hareketiyle, 750 yılında Emevi Imparatorluğu’nu devirmede oynadığı mühim rol çok iyi bilinir. Buna rağmen Abbasiler’in, yerlerini sağlamlaştırır sağlamlaştırmaz, kendilerine hilafeti adeta hediye eden bu büyük yardımcılarını siyasi endişelerle ilk fırsatta ortadan kaldırdıkları görülür. Ebû Müslim’in 755’te katli, genç Abbasi hilafetine pahalıya patlayacaktır. Çünkü Ebû Müslim’in idamı, aşağıda görüleceği üzere, değişik aralıklarla yaklaşık yüz yıldan fazla bir müddet sürecek bir dizi ihtilal hareketinin düğmesine basmıştır.

Aslında bu ihtilalci hareketlerin kendilerinden çok, bunların nasıl bir zemin üzerinde oluştuğu, hangi toplum kesimlerinden kaynaklandığı meselesi belki daha önemli olmalıdır. Kaynaklarda, uzmanların bu konuda sosyolojik bazı tahliller geliştirmelerine yarayacak bilgiler pek yok. Bununla beraber, bu hareketlerin hemen tamamına yakın bir kısmının, İran kökenli ve İslam’ı henüz yakın bir geçmişte kabul eden, bu sebeple de çok tabii olarak İslam öncesi inançlarını hâlâ kuvvetle korumakta olan eski Mazdekî, Zerdüştî ve Maniheist çevrelerden kaynaklandığı görülür. Milel ve nihal edebiyatı kaynaklarının değişik isimler altında ve farklı kesimlerden bahsediyormuş gibi verdikleri bilgiler bunu gösteriyor. (Msl. bkz. el-Bağdadî, age., s. 256-257; Ebu’l-Muzaffer el-lsferayinî, et-Tabsîr fi’d-Din, Beyrut 1983, s. 130.)

Ebû Müslim’in ölümünden sonraki ihtilal hareketlerinin ilki, 755-756’te Nişapur’da ortaya çıkan Sindbad isyanıydı. Hareket geniş ölçüde eski Mazdekîlerin desteğini kazandı. Hareketin başı Sindbad da eski bir Mazdekî olup bir güvercin kılığına girerek göğe çıkan Ebû Müslim’in ruhunun, intikam için tekrar geleceği inancını yayıyordu. İsyan bastırıldı, Sindbad idam edildi. (Msl. bkz. el-Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb ve Me’âdinu’l-Cevher, nşr. M. Muhsin Abdül-hamid, Kahire 1964, III, 306; Browne, I, 313-314; İrene Melikoff, Abu Muslim: Le Porte-hoche du Khorassan, Paris 1962, s. 55.) (Olay ve ilgili kaynaklar hakkında daha geniş bilgi için bkz. Sadighi, s. 132- 149.)

Aşağı yukarı aynı yıllarda bir başka Ebû Müslim taraftarı, bu defa Mâverâünnehir‘de eskiden Zerdüştî olan halkı yanına alarak ayaklandı. Aslen İranlı olmasına rağmen, daha çok buradaki Türkler arasında faaliyet ve propagandada bulunduğu için Türk İshak diye tanınan bu zat da, Ebû Müslim’in Zerdüşt tarafından yollanan ilahi bir şahsiyet olduğunu, ölmediğini, aynı şekilde bir gün geri geleceğini söylüyordu. (Msl. bkz. İbnü’n-Nedîm, s. 497; Browne, age., I, 314-315; Sadighi, age., s. 150-162; Melikoff, age., s. 56.)

758’de yine Ebû Müslim yandaşları arasında yepyeni bir hareket ortaya çıktı. Bu hareketin mensupları, bizzat Halife Mansur’u ilah olarak takdis ettiklerini ileri sürerek ortaya atıldılar. Bu durum karşısında şaşalayan halife, bunun kendi iktidarına karşı bir siyasi komplo olduğu düşüncesiyle hareketi bastırmaya çalıştı. Hareket, birkaç yüz kişinin tutuklanması ve elebaşıların idamıyla sonuçlandı. Klasik vekayinamelerde Râvendîyye diye anılan bu hareket, esas olarak yine eski Zerdüştî, Maniheist ve Mazdekî çevrelerden kaynaklanıyordu. (Msl. bkz. Ibnü’l-Esir, Tarihü’l-Kâmil, Kahire 1301, V, 238; ibn Haldun, Tarihu Ibn Haldun, nşr. Abdurrahman b. Sahr, Beyrut 1966, IV, 395; ayrıca bkz. et-Tûnisî, “ez-zendeka fî ahdi’l-Mehdiyyi’l-Abbasî”, s. 1116; Ebû Avz, s. 125-126.)

Bir süre sonra, 766’da Horasan’da yine bir eski Zerdüştî olan Üstâd-ı Sis, kendini peygamber ilan ederek ayaklandı. Yukarıdakilerle aşağı yukarı benzer inançları yayan bu zat, tam iki yıl hilafet ordularına karşı kendini savundu, fakat sonuçta ölümden kurtulamadı. (Msl. bkz. et-Taberî, Tarîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk, nşr. De Goeje, Leiden 1901, III, s. 354-358; Sadighi, s. 155-162.)

770 (veya 773, yahut 777) yılında, yine Ebû Müslim adına öncekilerden daha geniş kapsamlı ve uzun süreli yeni bir ihtilal hareketi patladı. Halife el-Mehdi zamanına rastlayan bu hareketi, rivayete göre, çirkinliğini saklamak veya taraftarlarında esrarengizlik izlenimi uyandırmak amacıyla yüzünü altın bir maske ile örttüğü için el-Mukanna‘ diye bilinen Hakim isminde bir İranlı yönetiyordu. İddiasına göre, Allah sırasıyla bütün büyük peygamberlerin vücudunda görünmüş, onlardan Ebû Müslim’e, ondan da kendisine geçmişti. Klasik Arap vekayinameleri ve milel ve nihal kitapları, bu şekilde bir ulühiyyet (tanrılık) iddiasıyla ortaya atılan el-Mukanna‘ın, tamamiyle Mazdekî fikirleri yayarak İslam’ın yasakladığı her şeyi kendi yandaşlarına helal kıldığını, ibadetleri kaldırdığını ileri sürerler.

Tam anlamıyla eşitlikçi bir doktrin ortaya atmış olması, Buhara, Semerkand ve havalisinden, Halaçlar gibi bir kısım Türk boyları da dahil, pek çok halkı etrafına toplamasına yardımcı olmuştu. Halife el-Mehdi 783’e kadar bu zatla mücadele etmek zorunda kalmış, sonunda onu sığındığı kalesinde kıstırmıştı. Ancak sonunun geldiğini gören el-Mukanna’, kale içinde bakır eritilmek üzere kullanılan bir firına gizlice atlayarak intihar etmiş, kimse izini bulamamıştı.Taraftarları onun göğe çekildiğine inandılar. (Bkz. Ibnü’l-Esir, VI, 16, 21; lbnü’l-ibrî (Gregorius Ebu’l-Ferec), Tarihu Muhtasori’d-Düvel, Beyrut 1958, s. 126; Abdulkahir el-Bağdadî, el-Fark Beyne’l-Fırak, Kahire 1964, s. 257-259; eş-Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, nşr. M.S. Kîlanî, Kahire 1961, I, 153-154; el-lsferayinî, s. 130-132; ayrıca bkz. et-Tûnisî, agm., s. 1116-1118; Ebû Avz, s. 127-128.)

Beyaz elbise giydikleri için kaynaklarda el-Mübeyyıza (Beyazlılar) veya bizzat hareketin liderinin lakabıyla el-Mukannaiyye diye anılan hareket, el-Mukanna’ın ölümünden sonra da yıllarca devam etmiş ve milel ve nihal kitaplarında da bu isimlerle yer almıştır. (Mukanna’ isyanıyla ilgili temel kaynaklar ve olay hakkında daha geniş bilgi için bkz. Sadighi, s. 163- 186.)

El-Mukanna’ınkine benzer bu tür ihtilalci zendekâ hareketlerinin en uzun sürelisi ve en ünlüsü, 816 yılında Halife Me’mun devrinde Azerbaycan’da patlak veren, el-Mu’tasım zamanında 838 yılına kadar tam yirmi iki sene süren meşhur Bâbek el-Hürremi‘nin isyanıdır. (Bâbek’in de mensup olduğu düalist bir heterodoks İran mezhebi olup Mazdekizm’in bir çeşit İslamileştirilmiş biçimi de denilebilecek Hurremdîniyye hakkında geniş bilgi için bkz. Sadighi, s. 187-228.)

Hemen hemen bütün belli başlı klasik vekayinamelerde Bâbek’in ihtilal hareketi hakkında öteki hareketlerden çok daha fazla bilgi verilmiş olması sayesinde, Bâbek’in kişiliği ve hareketin mahiyeti konusunda biraz daha sağlam fikir edinebilmek mümkün olmaktadır.

Yine Ebû Müslim adına girişilen bu ihtilalin ideolojisi, onun ölmediği, Allah’ın en son vahyinin Hz. Muhammed’den sonra ona geldiği ve bunun Kıyamet’e kadar süreceği iddiasından ibaretti. Bâbek, Ebû Müslim adına hareket ettiğini savunuyor ve etrafına yalnız İranlılar’ı değil Türkler’i de topluyordu. Taraftarları el-Mukanna’ınkinin aksine kırmızı elbiseler giydiklerinden, hareket el-Muhammire (Kırmızılılar) diye anılmaktaydı. Hiç şüphesiz İslam’ın emir ve yasaklarının dikkate alınmayışı, benzer her harekette olduğu gibi, toplananların sayısının artmasına vesile oluyordu.

Nitekim Abbasi iktidarı defalarca Bâbek’in üzerine kuvvet sevk etmesine rağmen yaklaşık yirmi iki yıl boyunca ona hiçbir şey yapamadı. Bâbek ancak hileyle yakalanıp Samarrâ’ya getirilebildi ve korkunç bir işkenceyle 841 yılında öldürüldü. (Bâbek ihtilali hakkında yukarıdaki dipnotlarda zikredilen kaynakların hemen hepsinde epeyce geniş bilgi bulunmaktadır. Ayrıca ünlü Selçuklu veziri/Nizamülmülk de Siyasetname adıyla tanınan meşhur eserinde bu olaya çok geniş bir yer verir (bkz. Charles Schefer neşri, Paris 1897, s. 245-299); bunlardan başka bkz. Bağdadî, s. 266-269; Mes’ûdî, IV, 55-59; el-İsferayinî, s. 135-136; Sadighi, s. 229-280; ayrıca bkz. Osman Turan, “Bâbek”, I A; Ebû Avz, s. 129-132. Tanınmış araştırmacı Seid Nefisi’nin, Bâbek el-Hurremî hakkında küçük bir araştırması yayımlanmıştır: Azerbaycan Gehremanı Babak Hurremdini, Bakû 1990.)

Abdülkahir el-Bağdadi, Bâbek’in taraftarlarının görünüşte mescitlerinin bulunduğunu, buralarda namaz kıldıklarını, çocuklarına Kur’an-ı Kerim öğrettiklerini, oruç tuttuklarını, ama gerçekte bunları gösteriş için yaptıklarını ileri sürer. (Bkz. Bağdadî, s. 269.)

Bu hareketlerin sonuncusu olarak, Bâbek hareketiyle aynı dönemde vukua gelen, Mazyar b. Karin adlı bir İranlının 840’ta Taberistan’da başlattığı ihtilali zikretmek gerekir. Bâbek’le aynı inançlara sahip olduğu için vekayinamelerin ve milel ve nihal kitaplarının Muhammire hareketi içinde mütalaa ettikleri bu isyanda aynı çevrelerden kaynaklanıyordu. Halife el-Mu’tasım’ın kuvvetleri yaklaşık bir yıl kadar da bu hareketin peşinde koştu. Sonunda yakalanan Mazyar, ölünceye kadar dövüldü. Cesedi Bâbek’inkinin yanına asıldı. (Msl. bkz. el-Mes’ûdî, IV, 61; el-Bağdadî, s. 268-269; el-İsferayinî, s. 136; Sadighi, s. 290-299.)

(Buraya kadar ele alınmaya çalışılan toplumsal ihtilalci hareketlere bir çeşit toplu bakış ve değerlendirme niteliğindeki şu kısa makaleye de bakılabilir: Farouk Omar, “The Nature of the İranian Revolts in the Early Abbasid Period”, IC, 48 (1974), s. 1-9.)

Bu hareketlerin toplu bir değerlendirmesi yapıldığı zaman, bazı önemli göstergelerin ortaya çıktığı müşahede olunur. Bir defa, bu hareketler, hemen tamamiyle, görünüşte Müslümanlığı kabul etmiş eski Zerdüştî, Maniheist ve Mazdekî çevrelerde mayalanmakta, bu yüzden de geniş ölçüde etkilerini taşıdıkları bu inançları İslam’la bağdaştırma çabası içinde görünmektedirler. Yaydıkları ileri sürülen, en azından İslam kaynaklarının kendilerine izafe ettikleri doktrinler bunu açıkça gösteriyor. Bir başka nokta, hemen hemen bütün ihtilal hareketlerinin ideolojilerinin Ebû Müslim‘in şahsiyeti etrafında oluştuğu, ağırlık noktasını onun karizmatik yarı ilahi şahsiyetinin teşkil ettiğidir. Onun ölmediği ve günün birinde intikamını almak üzere geri döneceği, propagandanın ana motifidir.

Eski Mezopotamya mitolojik inançlarıyla büyük bir benzerliği bulunan bu mehdici (mesiyanik) telakki ile*, daha sonra Ortadoğu’da, Anadolu sahası da dahil, benzeri pek çok dini-sosyal harekette değişmez bir öğe olarak daima karşılaşıldığını unutmamak icap eder. Ayrıca, ihtilalci zendeka hareketleri birer dini ideolojiyle ortaya çıkmalarına rağmen, hilafet merkezinin otoritesini ortadan kaldırmaya yöneliktirler. Demek ki, esas olarak iktidarı ele geçirmek gibi bir siyasal amaçla yola çıkmışlardır.

(*Bu motiflerin eski Sümer, Akad ve Babil mitolojisinde geniş yer tutan “öldürülüp sonra bir şekilde dirilerek geri dönen ve intikamını alan tanrı” inancıyla karşılaştırılması, aradaki ilginç benzerliği ortaya koyabilir. Bu konuda bir karşılaştırma yapmak için bkz. E. O. James, Mythes et Rites Dans le Proche-Orient Ancien, Paris 1960, Payot, s. 183-194; Mircea Eliade, Histoire des Croyances et des Idees Religieuses /; De I’ Age de la Pierre aux Mysteres d’Eleusis, Paris 1976, Payot, s. 68-96; S. H. Hooke, Ortadoğu Mitolojisi, çev. Alaeddin Şenel, Ankara 1991, s. 19-66, 185-188.)

ManiDevam edecek…

Reklamlar