«Kalenderiler Suriye, Irak ve Mısır‘da XIII-XV. yüzyıllarda oldukça kalabalık bir topluluk olarak mevcudiyetlerini korumuşlardı. Kalenderiyye, Cavlakiyye (veya Cevâlika) ve Müvellihe adı altında tanınıyorlardı. Ancak daha Cemalü’d-Din-i Savi’nin ölümünden fazla bir zaman geçmeden, kendi içlerinde parçalanmaya başlayarak Harîriyye, yahut meşhur Türk Şeyhi Kutbu’d-Dîn Haydar’a nisbet edilen Haydariyye gibi birtakım kollara ayrılan Kalenderilik, aşağıda görüleceği gibi, daha sonraki yüzyıllarda da başka şubeler doğuracaktır.» (s. 37)

«Cemalü’d-Dîn-i Savi‘nin, İran gibi, Melametîliğin ve Kalenderîliğin ana vatanı denebilecek bir ülkede doğup yetişmiş olmasına rağmen, tarikatının yerleşmesi için orasını tercih etmemesi dikkat çekiyor. Buna rağmen İran, Kalenderiliğin kaydettiği gelişmeden hiç bir zaman vareste kalmadı. Hatta belki de Kalenderî zümreler içinde en fazla tarikat şeklinde yapılanmalar bu ülkede görüldü. Nitekim, Orta Doğu dahil, Kalenderiliğin İslam dünyasının hemen her tarafına en fazla yayılan, en uzun ömürlü kolları, XIII, XIV. ve XV. yüzyıllar boyunca İran’da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında, XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya nüfuz eden ve XVII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı topraklarında varlığını koruyan Haydarîlik, Camilik ve Nimetullahilik’i sayabiliriz.» (ss. 37-38)

Şeyh Kutbu’d-Dîn Haydar ve Haydarîlik

Kalenderilik cereyanı içinden doğan Kalenderiyye veya Cevâlika (Cavlakıyye) tarikatlarından sonra, belki ikinci büyük Kalenderi tarikatı sayılabilecek olan Haydarilik yahut Haydariyye zikredilmelidir. Bu kolun geleneksel kurucusu addedilen Şeyh Kutbu’d-Din Haydar-i Zâveî, kaynaklara bakılırsa, XII. yüzyılın sonlarıyla XIII. yüzyılın başlarında yaşamış en büyük sûfilerden bilinir. Onun, Kalenderiliği Cemalü’d-Din-i Savi‘den sonra temsil eden en büyük şahsiyet olduğunda şüphe yoktur.

Nisbesinin de gösterdiği üzere, İran’da Zâve şehrinde yaşamış olan bu büyük Türk sûfisi, bazı kaynaklara göre Şahver adlı bir Türkistan hakanının oğlu olup meczup bir anneden doğmuştur. Çağdaşı Şah-ı Sincan adlı sufi şairin tasvir ettiği üzere o, ne din ne dünya, ne küfür ne de iman umurunda olan; ne hakka ne hakikate, ne de tarikat ve yakine zerrece aldırış eden bir meczup idi. XIII. yüzyılın İran’lı ünlü mutasavvıfı Ferîdü’d-Dîn-i Attar‘ın Kutbu’d-Din Haydar hakkında Haydarnâme adıyla bir medhiye nazmettiğini haber veren Devletşah, onun gençken şeyhin müridi olduğunu bildiriyor. (s. 38)

Kalenderi«Şeyh Kutbu’d-Din Haydar‘ın hayatının büyük kısmını Zâve’de inşa edilen büyük zaviyesinde geçirdiğini ve ölünceye kadar geniş bir müridler topluluğuna sahip bulunduğunu biliyoruz. Kaynaklar, Haydariliğin kurucusu olarak kabul ettikleri bu zatın, Cemalü’d-Din-i Savi’den farklı olarak bıyıklarını tıraş ettirmediğini; ayrıca tecerrüdün bir sembolü olarak müridlerinin boynuna demirden yapılmış bir halka (Tavk-ı Haydari) ve kulaklarına demirden bir küpe taktırdığını yazıyorlar. İşte bu gür ve aşağı salınmış bıyıklarla demir halka, onların diğer kalender zümrelerinden ayırdedilmelerini sağlıyan en görünürdeki alametleri olmuştu.

Haydariliğin, Şeyh Kutbu’d-Din Haydar‘ın kuvvetli mistik şahsiyetinin de etkisiyle daha XIII. yüzyıl ortalarından başlayarak bir yandan Orta Asya içlerine, oradan Hindistan‘a yayılırken, bir yandan da Anadolu dahil, Irak, Suriye ve Mısır‘a nüfuz ettiğini kaynaklardan anlıyoruz…» (s.40)

«Haydarî şeyhleri genellikle Baba ünvanını taşımaktaydılar. F. Köprülü‘nün belirttiğine bakılırsa, bu ünvan XII. asırdan başlayarak en fazla Güney Azerbaycan’da Tebriz havalisinde özellikle Haydariler başta olmak üzere diğer Kalenderi zümreleri tarafından kullanılıyordu ki, bunların büyük bir kısmı şairdi.»(s.41)

(Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII Yüzyıllar), Ahmet Yaşar OCAK, 1999, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu)

Reklamlar