XIII. yüzyılın ikinci yarasında Anadolu’da Osmanlı öncesi dönem Kalenderîliğine damgasını vurmuş olan Türk şeyhi Barak Baba:

«Dönemin hemen bütün kaynakları, Barak Baba hakkında geniş bilgi ihtiva ederler. Muhtemelen Babaî hareketi mensuplarının ikinci kuşağına mensup bu meşhur Kalenderî, daha doğrusu Haydarî şeyhi, kaynakların ifadesine göre, Babaî hareketinin merkezlerinden Tokat yakınlarındaki bir köydendir. Babasının zengin bir aileden geldiği rivayet edilir. Henüz genç yaşlarında, muhtemelen yine Babaî muhitinden Sarı Saltık‘a mürid olduğu ve Barak lakabının kendisine bizzat onun tarafından verildiği bilinir. Barak Baba‘nın Sarı Saltık‘a ne zaman mürid olduğu malum değilse de, bazı kaynaklarda Barak el-Kırımî dendiğine bakılırsa, şeyhinin Kırım‘daki ikameti esnasında ona intisap etmiş olabileceği muhtemeldir.» (s. 66)

Kalenderi

«Özellikle Arap kaynakları Barak Baba ve dervişlerinin Dımaşk‘a gelişini bütün tafsilatıyla anlatır; bu arada onların kılık ve kıyafederinden, hareketlerinden de uzun uzadıya bahsederler. Bunlara göre Barak Baba ve dervişlerinin saç, sakal ve kaşları kazınmış olduğu halde aşağı sarkan gür bıyıkları vardı; el ve ayak bileklerinde demirden halkalar taşıyorlardı. Arap kaynaklarının bu tasvirleri, şeyhin ve tabiatıyla müridlerinin Haydarî Kalenderîleri olduğunda şüphe bırakmıyor.

 

Barak Baba‘nın yalnız İran‘da değil, asıl memleketi olan Anadolu‘da da kalabalık müridleri bulunduğunu, bunlara Barakıyyûn (Baraklılar) dendiğini biliyoruz. A. Gölpınarlı’nın vaktiyle yayınladığı 753/1351 tarihli bir mezar kitabesinden, bunların en az XIV. yüzyıl ortalarında dahi mevcudiyetlerini korudukları açıkça anlaşılıyor. Bu suretle Haydarîliğin bir ölçüde, XIII. yüzyılın sonlarıyla XIV. yüzyılda Anadolu ve kısmen İran‘da Baraklılar tarafından temsil edilmekte olduğu kesin bir belge ile ispatlanmış bulunmaktadır.» (s.67)

«Barak Baba, Yunus Emre gibi, tarih boyunca Anadolu‘daki bütün tasavvuf çevrelerini derinden etkileyen büyük bir şahsiyetin, halifesi Tapduk Baba (yahut Baba Tapduk) vasıtasıyla yetişmesine katkıda bulunmuştur. Hem bizzat kendi şiirleri, hem de Terceme-i Nefehatü’l-Üns, Aşıkpaşazade Tarihi, ve Terceme-i Şakayık benzeri kaynaklar dolayısıyla Yunus Emre‘nin şeyhi olduğu malum bulunan bu zatın, yine onun bir şiiri vasıtasıyla Barak Baba‘nın müridi olduğunu anlıyoruz.

“Yunus‘a Tapduk’dan oldı hem Barak‘dan Saltık’a
Bu nasib çün cuş kıldı ben nice pinhân olam”

Böylece, XIII. yüzyıl Anadolu‘sunda nasıl Barak Baba‘ya mensup, Baraklılar denilen bir Kalenderî-Haydarî zümresi varsa, Şeyh Tapduk‘a mensup da bir Tapduklular zümresinin bulunduğunu ve tıpkı öteki popüler Kalenderî zümreleri gibi, şeriata pek uymadıklarını, el-Veledü’ş-Şefik haber veriyor. Bu vesileyle şunu da söyleyelim ki, ilk bakışta herhangi bir tarikat mensubu değil gibi duran Yunus Emre‘nin de, o dönem Anadolu‘sundaki popüler sûfılik üzerinde bugün sanıldığından çok daha hakim bulunan Kalenderî-Melametî akımı içinde ele alınıp incelenmesi zarureti kendiliğinden beliriyor.

İşte bugün için Anadolu Selçukluları ve kısmen de Anadolu Beylikleri zamanında faaliyet gösteren ve tabir caizse, Popüler Kalenderîlik -yahut bazı halk hareketleri ve ayaklanmalardaki rolleri ve toplumu dışlamaları sebebiyle Militan Kalenderîlik– diyebileceğimiz zümrelerin tarihine dair söylenebilecekler şimdilik bunlardan ibarettir…

…burada şunu hemen vurgulayalım ki, Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Abdalan-ı Rum veya Rum Abdalları adı altında ortaya çıkan ve çoğunluğu Babaî Hareketinin mensubu bulunan Kalenderî zümrelerinin menşei, Selçuklu dönemindeki bu popüler ve militan Kalenderî zümreleridir.» (ss. 69-70)

marjib(Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, Ahmet Yaşar OCAK, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu)

Reklamlar