KALENDERÎLER VE OSMANLI YÖNETİMİ
(XIV-XVII. YÜZYlLLAR)

«Anadolu‘daki Abdalan-ı Rum denilen Kalenderî şeyh ve dervişlerinin Osmanlı Beyliği‘nin teşekkül döneminde yönetim çevreleri ile ilişkilerinin, daha ziyade siyasi bir yaklaşım içinde ve müsbet (olumlu) başladığını söylemek gerekir. Henüz oluşmakta bulunan bu genç devletin arazisinin, Babaî Hareketinin çatısı altında toplanmış bulunan muhtelif menşe’li bu Kalenderî şeyhlerini, hem Moğol otoritelerinden kaçmak hem de rahat faaliyet gösterebilmek açısından cezbettiğine daha önce temas edilmişti.» (s.118)

anadolubeylikleri«İşte bu Kalenderî Dervişlerinin Osman, Orhan ve I. Murad gibi ilk beğlerin maiyyetinde fetih hareketlerine katıldıklarını, beğlerin de bunların bu hizmetlerine karşılık yeni fethedilen topraklarda zaviye açmalarına müsaade ettiklerini, hatta bununla da kalmayarak bu zaviyeleri zengin vakıflarla güçlendirdiklerini, Ö.L.Barkan‘dan beri iyi biliyoruz. Bütün bunlar, ilk Osmanlı beğleri ile bu şeyhler arasında zımni bir siyasi akit söz konusu olduğunu gösteriyor.» (s.118)

«İlk Osmanlı beğlerinin bu şeyhleri büsbütün kendi hallerine bırakmadıklarını da biliyoruz. Mesela Orhan Gazi’nin zaman zaman Kalenderîler’i teftiş ettirdiğine, herhangi bir karışıklık veya Ehl-i Sünnet dışı inanç ve tavırları halk arasında yayma gibi bir durum tesbit olunduğunda, derhal kendilerini beylik arazisinin dışına çıkarttığına dair bazı kayıtlara rastlanmaktadır. Hatta kanaatimizce, Abdal Musa‘nın Bursa‘daki zaviyesini terkedip önce Denizli, oradan da Elmalı yakınlarına gidip yerleşmesi, muhtemelen böyle bir sınır dışı edilme olayı ile ilgili olmalıdır.

Kısaca, Osmanlı Devleti’nin bu kuruluş döneminde yönetim çevrelerinin Kalenderîler’e karşı tavrını, bir yandan bazı imtiyazlarla onları devlet yanında ve yararına kullanmak, bir yandan da mevcut toplum düzenini bozmalarına engel olmak şeklinde özetleyebiliriz. Bu siyasetin Il.Mehmed devrine kadar bu genel çizgiyi takip ettiğini söylemek mümkündür.»(s.119)

«II. Mehmed devrinde Osmanlı merkezi yönetimi ile Kalenderî zümreleri arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak önemli bir kaynağımız, Velayetname-i Otman Baba‘dır. Bu eser bize, bizzat Kalenderîler’in bakış açılarını yansıtması itibariyle, Osmanlı resmi kaynaklarını da kontrol etme imkânını sağlaması bakımından da çok yardımcı olmaktadır.

Bu menakıbnamede, Otman Baba‘ya tabi zümrelerin yönetim çevreleriyle ilişkileri, eserin yazarı olan Küçük Abdal‘ın görgüye dayanan ifadeleriyle aktarılmaktadır. Eserde Otman Baba ve abdallarının Veziriazam Mahmud Paşa ve bizzat II. Mehmed‘le ilişkileri de nakledilir. Esere bakılırsa, Mahmud Paşa ile pek anlaşamayan Otman Baba ve dervişlerinin, giderek sultanla sıkı bir dostluk ilişkisi içine girdikleri intıbâı uyanıyor.» (s.120)

«Buna karşılık, bazı sancak beğleri, uygunsuz davrandıkları, tenasüh ve hulûl’e inandıkları, ibadet yapmadıkları konusunda ulema ve halktan aldıkları ihbarlar üzerine, gerek Otman Baba, gerekse dervişleri aleyhinde sık sık davalar açmaktan geri kalmazlar

Söz konusu eserde bulunan daha birçok pasaj , Otman Baba ve abdallarının gittikleri şehir ve kasabalarda, mahalli yönetim çevreleri tarafından hiç te hoş karşılanmadıklarını, sık sık takibata maruz kaldıklarını gösterdiği gibi, yine de fazla bir baskıya tabi tutulmadıklarını, çünkü bu takibatın ulemanın baskısıyla icra edilmekte olup genellikle ciddi sonuçlara yol açmadığını da göstermektedir…

Böylece, I. Mehmed Çelebi zamanında (1413-1421) Şeyh Bedru’d-Dîn, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanları dolayısıyla uğratıldıkları baskı ve takibat istisna edilirse, Osmanlı yönetiminin hiç olmazsa ll. Bayezid devri başlarına kadar Kalenderîler’e karşı genellikle ılımlı bir siyaset uyguladığını söyleyebiliriz.» (s.121)

«Buna mukabil, ll. Beyazid devri bu ılımlı siyasetin tersine döndüğü bir dönem olacaktır. Görünüşe göre Il. Bayezid‘e karşı düzenlenen bir suikast olayı bu değişime sebep olmuş gibidir. Bu olay, sultanın 1492 yılındaki Arnavutluk seferi esnasında vuku bulmuş olup, o devri anlatan hemen bütün vekayinameler bundan bahsederler. Rivayete göre, hedefine ulaşmayan bu suikast teşebbüsünün faili, bir Kalenderî (veya Haydarî, Torlak) devişidir (Bu konuya tekrar dönülecektir). Bu teşebbüsün doğurduğu tedhiş halet-i ruhiyesi içinde sultan olayı tahkik ettirmiş ve sonunda Otman Baba dervişleri suçlu bulunarak yakalananlar idam olunmuştur. Ancak bununla yetinmeyen sultan, muhtemelen etrafındakilerin de telkinleriyle Rumeli topraklarındaki bütün Kalenderi dervişlerinin bir ceza olarak Anadolu’ya sürülmelerini emretmiştir. Böylece Rumeli’de gerçek anlamda bir “Kalenderî Avı” başlamış ve ele geçirilenler Anadolu’ya sürgün edilmiştir.

ll. Bayezid‘in Osmanlı topraklarında Rumeli yakasında giriştiği bu harekatın bir benzerini de aynı devirde İran‘da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan‘ın gerçekleştirdiğini, bizzat ll. Bayezid‘e yolladığı bir mektup gösteriyor. Uzun Hasan bu mektubunda, İran‘daki Kalenderî ve Haydarî dervişlerini te’dip ettiğini, işledikleri bazı kötülük ve çirkin hareketlere son vermek suretiyle memleketini onların şerrinden kurtardığını bildiriyordu.

XVI. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı merkezi yönetiminin Kalenderîler’e karşı sertleşmesinin belki daha önemli bir başka sebebi ise, kanaatimizce Anadolu’da bu sıralarda baş gösteren Şii-Safevî propagandası olmuştur. Bu propagandanın başlangıç tarihi, bilindiği üzere 1500’lü yıllara doğrudur. Şah İsmail‘in İran‘da bu tarihlerde resmen Safevi Devleti‘ni kurmasını müteakip, Anadolu’ya yolladığı halifeleri aracılığıyla başlattığı propaganda ile, Osmanlı merkezi yönetiminin Kalenderîler’e karşı giriştiği sert politikanın aynı zamana rastlaması muhakkak ki bir rastlantı değildi. Zaten XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’da yoğun bir faaliyet gösteren ve kısa zamanda Rumeli’ye sıçrayan Hurûfîlik cereyanı ile temasa geçen Kalenderî zümreleri, zaten resmi ideolojiye, yani Osmanlı Sünniliğine muhalif olduklarından, hiç şüphe yok ki, Safeviler’e sempati besliyorlar, böylece Şii-Safevî propaganda için çok uygun bir muhatap oluşturuyorlardı.

Üstelik Il. Bayezid‘in sıkı takip siyaseti dolayısıyla artık merkezi yönetimin resmen kendi aleyhlerine döndüğünü anlamış bulunduklarından, kendilerine yeni bir siyasi dayanak aramaları kadar tabii bir şey olamazdı. Bu da onları tabii bir şekilde Safevi yandaşlığına itmiş olmalıdır. Hal böyle olunca, ll. Bayezid’in Kalenderîler’i 1492’de Anadolu’ya sürdürmesinin, Osmanlı yönetimi hesabına hiç te isabetli olmadığı, bir on yıl sonra ortaya çıkıyordu. Zira böylece Safevî propagandası Anadolu’da kendisiyle işbirliği yapmağa hazır, küçümsenemiyecek sayıda bir kitle bulmuş oluyor, ayrıca buradaki Kalenderî zaviyeleri de hazır propaganda üsleri haline geliyordu.» (s. 121-123)

SAFEVILER«Kısaca diyebiliriz ki, XVI. yüzyıl boyunca Osmanlı merkezi yönetiminin Kalenderî zümreleri’ne uyguladığı siyasetin gerekçesi, zaten başından beri Ehl-i Sünnet dışı olup zaman zaman Osmanlı yönetimine karşı çıkma eğilimini saklamayan bu muhalif ve marjinal zümrelerin, siyasi tercihlerini Şii-Safevî propagandasından yana kullanmaları ve bu sebeple sık sık toplum düzenini bozma eğilimine girmeleridir. Bu yüzden merkezî yönetimin bahis konusu yüzyılda Kalenderîler’e karşı tavrını, genelde Safevî propagandasına uyguladığı politikanın bir parçası şeklinde değerlendirmek doğru olacaktır.

Bu sebeple yukarıda bahsi geçen tedbirlerin aslında bir sünnileştirme siyasetinden ibaret bulunduğunu unutulmamalıdır. Arşiv kayıtlarında sık tekrarlanmakta olup, “Rafz u ilhadı terkettirip Elh-i Sünnet ve Cemaat mezhebine döndürme” ve bunun göstergesi olan “Evkat-ı hamseye müdavemet”i sağlamanın amacı bundan ibaretti.

Sonuç olarak, XIV.-XVII. yüzyıllar boyunca Kalenderîler‘le Osmanlı merkezi yönetimi arasındaki ilişkileri, daha başından beri ana hatları belirlenmiş programlı bir siyasetin değil, devletin gelişme süreci ve değişen şartların gereğine göre değişkenlik gösteren bir politikanın ürünü olarak düşünmek gerektiğini söyleyebiliriz.» (ss.125-126)

marjib(Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, Ahmet Yaşar OCAK, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu)

Reklamlar