Yücelerden yüce gördüm, erbabısın sen koca Tanrı
Âlim okur kelam ile sen okursun hece Tanrı

Erliği ile anılır filan oğlu filan deyu
Anan yoktur, atan yoktur, sen benzersin piçe Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın gelsin kullar geçsin deyu
Biz şöyle bir yol duralım yiğit isen sen geç a Tanrı

Garip kulun yaratmışsın, derde mihnete katmışsın
Onu âleme atmışsın, sen çıkmışsın uca Tanrı

Kaygusuz Abdal yaradan, gel içegör şu cür’adan
Kaldır perdeyi aradan, gezelim bilece Tanrı


DSCF1409.0Alevi sözlü geleneği
nin en ünlü şairlerinden biri olan, yergi ve taşlama sanatının büyük şairi Kaygusuz Abdal, Alaiye (Alanya) sancak beyinin oğludur ve asıl ismi Gaybi‘dir. Alevi-Bektaşi menakıp ve söylenceleri üzerinden günümüze kadar ulaşan geleneksel anlatıma göre; Alaiye sancak beyinin oğlu Gaybî günlerden bir gün Pisidya’nın dağlarında avlanırken, Abdal Musa Sultanın kerametine şahit olur. Bundan çok etkilenir ve Abdal Musa’nın dergâhına girerek ona talip olmak ister. Abdal Musa, yolun zorluklarından bahisle onu vazgeçirmeye çalışırsa da Gaybî talebinde ısrarcı olur. Erkâna uygun olarak yapılan bir İkrar ceminden (Alevi yoluna alınma töreni) sonra bey oğlu Gaybî Hakk yoluna kabul edilir. Alevi inanışına göre Hakk yoluna girmek bu dünyada ikinci kez aynı bedende doğmaktır. İkinci doğuşuyla birlikte Abdal Musa, ona Kaygusuz Abdal adını verir. Kaygusuz Abdal Antalya-Elmalı’daki dergâhta yıllar yılı hizmet eder. Ham iken, pişer. Dört kapıdan geçer, Hakikat sırrına ulaşır. Dergâhta ikinci bir ‘Pîr’ olur.

Uzun yıllar süren eksiksiz ve kusursuz hizmet yıllarından sonra bir gün Abdal Musa, Kaygusuz‘u huzura çağırır ve;

İki arslan bir posta oturmaz, Hakk nasip ederse, var git Mısır’a gözcü ol.

diyerek onu Mısır’a ‘gözcü‘ tayin eder.

Kaygusuz Abdal, Mürşidinin talimatı ve icazeti ile Mısır‘a gitmek üzere hazırlığını tamamlar. O zamanda Abdal Musa Dergâhı’nda kırk derviş vardı. Kırk dervişin de kırkar dervişi olurdu. Kaygusuz Abdal’ın Mısır‘a yolculandığı günün sabahında Abdal Musa‘nın Pisidya’daki dergâhının önünde bin altı yüz kırk derviş toplandı. Abdal Musa dervişlerden kırkını seçti, Kaygusuz Abdal‘ın yanına kattı. Geride kalan bin altıyüz derviş Kaygusuz Abdal‘ı yolcu ettiler.

Kaygusuz Abdal ve kırk dervişi Finike Limanı‘ndan, Mısır‘a doğru dalgalara düştüler. O ‘Dost‘a kavuşacak olmanın heyecanı içindeydiler. Dillerinde “Şah’ın Avazı” derler, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş o “İlahi Söz” vardı. Yüreklerindeki ateşi Akdeniz‘in serin sularına değdirip de soğutmadan, suyun öte yüzüne taşıdılar.

Fuat Köprülü kendi kütüphanesinde bulunan el yazması ‘Kaygusuz Abdal Menakıbı’na dayanarak Kaygusuz Abdal’ın Mısır‘a gidişini şöyle nakleder; “Nihayet Hacca niyet etti. Abdal Musa ona icazetname yazıp verdi. Kaygusuz kâğıdı saklayacak münasip bir yer bulamayarak, kalbinde saklamak için onu ayranına doğradı ve içti. Bundan sonra kalpten hikmetler söylemeye başladı ve şeyhinin verdiği kırk dervişle seyahate çıktı”.

Kaygusuz Abdal, Mürşidi Abdal Musa‘nın icazeti ve talimatı ile yanında kırk derviş ile gittiği, on dördüncü yüzyılda Alevilerin kutsal hac makamı olan Mısır‘dan geri dönmedi. O ömrünün sonuna kadar Mürşidi Abdal Musa‘nın buyurduğu üzere Mısır‘a ‘gözcü‘lük etti. Kaygusuz’un Mısır’da -Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu diyarda- dört Alevi Dergâhı kurdu. Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu ilk dergâh ‘Kasr-ül ayn’daydı. Evliya Çelebi bu dergâhın “Nil’in Batı tarafında bir ağaçlık içinde bir mesirelik yerde” olduğunu ve “irem bağının ortasında bir kubbe” (1) olarak tanımladığı bu dergâhın bin kişi aldığını yazar.

Kaygusuz Abdal‘ın Mısır’da kurduğu dört dergâhtan en önemlisi, Kahire Mukattem Dağı‘nda, iç kalenin yukarısındaydı. Bu dergâh yirminci yüzyıla kadar varlığını sürdürdü. F.W.Hasluck (1878-1920) yirminci yüzyıl başlarında ziyaret ettiği, Kaygusuz’un Mukattem Dağı‘ndaki dergahını şu cümlelerle anlatıyor; “Tekkenin yakınındaki büyük bir mağara türbe hizmetini görür. Buraya gömülü olan, tekkenin kurucusu olarak tanınan büyük evliya Kaygusuz Sultan’dır. Abdal Musa’nın müritlerinden olduğu ve Bektaşi inanışını Mısır’a getirdiği söylenir. Bir hükümdarın oğlu olduğu ve dünyada ‘Sultanzade Gaybi’ adını taşıdığıı söylenir. Bektaşiler arasında dördüncü kolun kurucusu olarak görülür ve büyük saygı görür.” (2)

Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu Alevi dergâhları Mısır’da ve Kuzey Afrika’da tüm zamanlarda kurulmuş yegâne Alevi dergâhlarıydılar. Hasluck Mukattem’deki büyük dergâh için; “Tekke tepe üzerinde kurulmuştur ve çok uzaktan bile çevresindeki ağaç yapraklarının oluşturduğu yeşillik nedeniyle fark edilebilir. Uzun bir merdiven tırmanıp, küçük bir bahçenin içinden geçtikten sonra tekkeye girilir” demektedir. Bu dergâhın dervişlerin ve şeyhin odalarının ve çilehanenin yanı sıra dergâhın en göze çarpan bölümü geniş ve muazzam mutfağıydı. Dergâhın küçük avlusundan büyükçe bir mağaraya geçilirdi. Kaygusuz Abdal‘ın Mezarı bu mağaranın en dibinde, tahta bir bölme ile ayrılmış ayrı bir bölümdeydi.

Abdal Musa büyük bir dava adamıydı. Aleviliği bin yıldan uzun sürmüş özlemlerine kavuşturmak için canla başla büyük bir tutku, sarsılmaz bir irade ve üstün bir beceri ile çalıştı. Kısa ömrüne büyük işler sığdırdı. Abdal Musa Pisidya’daki Alevi ocağının (Komama mabedi) Hıristiyanlar eli ile tarumar edilmesinden on asır sonra, Akdeniz yakasında ve tüm Anadolu‘da inancını ve erkânını tekrar canlandırdı ve Anadolu‘da yeniden yaktığı bu ateşten aldığı bir kor parçasını en sevdiği dervişi Kaygusuz Abdal‘a teslim ederek onu kırk dervişiyle birlikte Alevilerinin gönül bağlarını hiç koparmadıkları bir coğrafya’ya, sevmekten hiç vaz geçmedikleri Turna Kuşu‘na doğru yolcu etti. Abdal Musa istedi ki Hıristiyan bağnazlığının söndürdüğü o çok kutsal irfan ateşi, Turna Kuşu‘nun asasının bulunduğu topraklarda Anadolu‘dan gönderdiği taze bir yalımla yeniden parlasın.

Abdal Musa, en çok güvendiği ve ayrı bir özenle sevdiği Kaygusuz Abdal‘ı bir daha göremedi. Çoğu zaman ondan haber de alamadı. Ne yer ne içer? Hep merak etti. Alevi sofralarında Abdal Musa eli ile başlatılmış ve ondan sonra kurumlaşmış bir görgü vardır. Alevi sofralarında Abdal Musa‘ya kadar yemeğin sonunda sofra duası (Gülbank) verildikten sonra arka arkaya üç lokma daha alınır ve sofradan kalkılırdı. Abdal Musa, Kaygusuz Abdal’ı Mısır’a göndermesinin ardından her sofrada üçüncü lokmadan sonra, aç mıdır, tok mudur bilemediği dervişinin kursağına değmesini niyaz ederek;

-Bu da Kaygusuz için olsun,

deyip ağzına daha büyükçe bir lokma daha koymayı gelenek haline getirdi. O günden bu yana Alevi erkânı ve Alevi adabıyla yürütülen sofralardan; ‘Bu da Kaygusuz için olsun’ ya da ‘Kaygusuz Sultan aşkına’ denilip toplu halde, ağza son bir lokma atılmadan kalkılmaz. Bu son lokma Mısır ülkesinde bir yerlerde, hâla gözcülük etmekte olduğuna inanılan, halinden haber alınamayan, Kaygusuz Abdal‘ın boğazından geçmesi niyetiyle alınır.

Kaygusuz Abdal, Alevi şiir geleneği içinde, çağlar boyu halkın dilinden düşmeyen nefesler söyledi. Alevi inancının gizemlerini büyük bir incelik ve sadelikle yansıttığı nefeslerinin yanı sıra, bağnazlığın üzerine alay ederek, güldürerek giden, iğneleyen ve cesaretle eleştiren şiirleri ile de büyük şöhret kazandı.

Terk etmedim benliği
Bilmedim insanlığı
Suretim, adem veli
Her huyum eşek gibi

Arifler sohbetinde
Marifet söyleseler
Ben de hemen düşünmem
Havlarım köpek gibi

Bu marifet ilminden
Haberim yok cahilim
Benden mana sorsalar
Sözlerim sürçek gibi

Işıklar can içinde
Işıklar gördü Hakkı
İşitmenin manası
Olur mu görmek gibi

Aleviler, Kaygusuz Abdal‘ı Alevi sözlü geleneğinin ‘yedi ulu ozan’ından biri saydılar. Kaygusuz Abdal, Alevi edebiyatı’nda sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.

Leylek koduk doğurmuş
Ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış
Söğüt dalın biçmeye

Kelebek buğday ekmiş
Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş
Irgat olup biçmeye

Bir aksacık karınca
Kırk batman tuz yüklemiş
Gâh yorgalar gâh seker
Şehre gidip satmaya

Kaygusuz Abdal, Alevi sözlü geleneği içinde yetişmiş, gerektiğinde kendisini de taşlayabilen, hiciv geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarındandır.

Hey erenler, hey gaziler
Avrat bizi döğeyazdı
Çekti sakalım kopardı
Bıyığımı yolayazdı

Kalkıp direği kapınca
Kaçamadım sapınca
Aç karnıma değince
Bağırsağım dökeyazdı

Aldık avradın hasını
Çektik değneğin yasını
Başımda kırdı su tasını
Kafacığım kırayazdı

Kaygusuz Abdal, Alevi şiirinin bu en yürekli ozanı, mürşidinin buyruğu ile yanında kırk dervişiyle gittiği Kuzey Afrika çöllerinde kaldı. Halinden haber alınamadı, ne halde olduğu hiç bilinemedi. Denizin öte yakasında, o uzak gurbette, kendisine Abdal Musa Ocağı‘ndan bildirildiği üzere elinden ne gelirse yaptı. Vatanından, ocağından ve mürşidinden uzakta kavurucu çöl sıcağının altında Mısır‘da Hakk’a yürüdü. Dervişleri onun tenini Kahire‘nin en serin yerine Mukattem dağında bir mağaranın en dip köşesinde sırladılar.

Kaygusuz Abdal‘ın mezarı gözden uzak olsa da kendisi gönüllere yakındır. Kaygusuz Abdal’ın bir sembolik mezarı da güzel mürşidi Abdal Musa‘nın Antalya-Elmalı‘daki türbesinin içinde, onun yanı başındadır. Arayanlar onu Akdeniz‘in iki yakasında Antalya‘da ve Kahire‘de bulurlar. Gidip gelmemiş olsa da o Alevi Ayin-i Cem’lerinden, nefeslerden, niyazlardan ve gülbenklerden ayrı kalmamıştır. Onun asıl makamı sevenlerinin yüreğidir. Kaygusuz Abdal‘ın güzel anıları Alevi belleğinden hiç silinmemiştir.

aleviligin-kokleri
Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kökleri, ss.197-200

1) F.W. Hasluck, Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik, And Yayınları, s.24
2) Age. s.24

Reklamlar