16. Yüzyılın İlk Yarısında Rum Eyaletindeki Ayaklanmalar

Yavuz Sultan Selim 1512 yılında zor yoluyla iktidarı ele geçirdikten sonra sistemi kurumlaştırma ve güçlendirme amacıyla çeşitli önlemler aldı. Kuşkusuz bu önlemlerin en önemlisi, Etrâk’a (Türkmen’e) hiç de alışık olmadığı ortodoks bir İslamî yaşam biçimini, diğer bir deyişle şeriatın değerler sistemini zorla kabul ettirmeye yönelik olanıdır. Osmanlı sisteminin Ortodoks İslamî düşünce yapısı üzerine oturmasıyla birlikte sistemin başında bulunan yöneticiler, kendileri için engel ya da “potansiyel tehlike” gördükleri toplumsal kesimlere çeşitli şekillerde yoğun bir saldırı ve dayatmaya girişmişlerdir. Bu nedenle Anadolu’ya, ağırlıklı olarak göçebe-yarı göçebe toplum ilişkilerini sürdüren, yerleşikliğe geçmiş olsa bile henüz kendi kültürel değerlerinden kopmamış halkın gelenek ve göreklerine ters düşen, şeriat kurallarını katılıkla uygulayan bey, kadı, din işleri görevlileri ve daha başka çeşitli düzeylerde yöneticiler gönderilmiştir. Bunların, kimi zaman bireysel ekonomik çıkarlar elde etmek, kimi zaman ise merkezî yönetime yaranmak çabasıyla baskı ve kıyımları çok üst düzeylere taşıdıkları görülmektedir.

Bu görevli ve yöneticilerin elinde Kızılbaşların katli için ayrıca, “zikr olınan tâife kâfirler ve mülhidlerdür.” “Bunları kırub cemâatlerin dağıtmak cemi müslümanlara vâcip ve farzdur” biçiminde fetvalar bulunuyordu. Bu fetvalar dönemin en yüksek ülemâsı tarafından verilmişti.

Bir de buna göçebe ve köylülerden alınan vergilerin yükseltilmesi, aşiret reislerinin güç ve hareket alanlarının sınırlandırılması ve kimi aşiret çevrelerinin elerinden timarların geri alınmasını eklersek, olayın boyutları yeterince anlaşılır. Bu durumda o güne dek sürdürdüğü yaşama biçimi, töre ve törenlerini hiçe sayan, ekonomik olarak kendilerini bunaltan bu katı uygulama ve saldırganlıklara karşı Alevî halkın aktif direnişe yönelim dışında fazla bir seçeneği kalmıyordu.

Anadolu Alevîlerinin konumu açısından bir dönüm noktası olan Şah Kalender ayaklanması da bu koşullarla ortaya çıkmıştı. Bu nedenle İkinci Beyazıt’ın son dönemlerinden itibaren Anadolu’da çeşitli türden baskılarla bunaltılan göçebe ve yarı göçebe Türkmen halkın ayaklanmalarında, kısa bir dönem içerisinde büyük bir yoğunluk göze çarpmaktadır. Aşağıda verdiğimiz, Rum (Sivas) eyaletinde yaşanan ve 1511 yılından Kalender Çelebi eylemine -1527 yılına- kadar olan kısa bir dönemi kapsayan ve Osmanlı yönetimini derinden sarstığı anlaşılan isyanların listesi sanırım bu yoğunluğu görmeye yeter.

A. Şah Kulu Baba Ayaklanması – 1511

Bu isyan Teke bölgesinde çıkmasına karşın kısa bir süre sonra Rum eyaletine sıçraması nedeniyle listeye dahil edilmiştir.

Tekeli Hasan Halife adında bir Kızılşbaş-Alevînin oğlu olan Şah Kulu, babasının ölümü üzerine “Alevî töresine göre toplanan” toplumun seçimiyle onun yerine geçmiş ve kısa sürede yöre halkını derinden etkileyerek kendi çevresine geniş bir kitle toplamayı başarmıştır. 1511 yılında sürekli “muhabbet toplantısı” yaptıkları Teke bölgesi Döşeme derbendinde, Osmanlı güçlerinin Antalya subaşısı öncülüğünde kendilerine saldırması üzerine eyleme geçmişler ve hareket, dirlikleri ellerinden alınan sipahilerin de katılımıyla bir anda büyüyarek geniş bir alana yayılmıştır.

Etkili olduğu alan: Teke bölgesi (Antalya, Kızılcakaya, Elmalı, İstanos (Korkuteli), Burdur, Keçiborlu), Batı Anadolu (Hamitili, Kütahya, Manisa, Sandıklı, Keçisiçanlı, Ulusıçanlı, Altuntaş, Alaşehir, Beyşehir), Rum (Sivas) eyaleti.

Katılımcılar: Teke bölgesi ve çevresi Alevî-Kızılbaş toplumu, dirlikleri ellerinden alınan timarlı sipahiler, göçebe-yarı göçebe Türkmen aşiretleri.

Sonuç: Çeşitli yörelerdeki birçok çatışma sonrası, son olarak 1511 yılı 2 Temmuz tarihinde Sivas yöresinde Gedik Hanı denilen yerde Osmanlı güçleriyle büyük bir çatışma ve sadrazam Hadım Ali Paşa’yla birlikte isyancıların önderi Şah Kulu’nun ölümü ve geri kalan isyancıların Safevilere sığınması.

B. Nur Ali Halife Ayaklanması – 1512

Şah İsmail Hatayi‘nin Tokat bölgesinde halifesi olan Nur Ali Halife‘nin başlattığı ayaklanma, bölgede ortaya çıkan ve isyancı güçlerin Tokat’ı ele geçirmesi ve Şah İsmail Hatayi adına hutbe okutmasıyla Osmanlı yönetimine büyük tedirginlik ve sıkıntılar yaşatan kapsamlı bir ayaklanmadır.

Etkili olduğu alan: Amasya, Çorum, Bozok, Tokat yöresi, Koyulhisar, Niksar, Kazova ve Sivas bölgesi.

Katılımcılar: Bölgenin Alevî-Kızılbaş toplumu ve baskı altında tutulan Avşar, Varsak, Bozoklu, Karamanlı, Turgutlu, Hamidelili, Tekeli gibi göçebe-yarı göçebe Türkmen aşiretleri.

Sonuç: Nur Ali Halife güçlerinin 20 Temmuz 1512 yılında Göksu’da Bıyıklı Mehmet Paşa’nın yönettiği Osmanlı güçlerine yenilmesi ve isyancıların Safevi topraklarına geçerek kırımdan kurtuluşu.

C. Bozoklu Şah Celâl Ayaklanması – 1518

Yoksul ve topraksız köylülerin baskı ve ağır vergiler altında ezilmesini önlemek amacıyla eyleme geçen Bozoklu Şah Celâl‘ın eylemi 1517 yılı ortalarında Tokat yöresinde ortaya çıkan kısa sürede önemli ölçüde etkili olan eylemlerden biridir. “Kendüyi mecnunluğa urub ve abdal kisvetine girüb” eyleme geçen Şah Celâl “Mehdi bu gardan âşikâr olsa gerektir ve ben intizarla me’mûrum” diyerek çevresine geniş bir kalabalık toplamış ve daha sonra “Halife-i zaman ve Mehdi-i devrân benim” diyerek bu kalabalığı harakete geçirmişti.

Etkili olduğu alan: Amasya, Tokat, Zile, Artukabâd ve Sivas yöreleri.

Katılımcılar: Vergi yükü altında ezilen topraksız ve yoksul köylüler, yöneticilerin sürekli baskısından bunalan Alevî-Kızılbaş Türkmen aşiretleri.

Sonuç: Kalabalık ve donanımlı Osmanlı güçleri karşısında fazla dayanamayacaklarını anlayınca 1518 yılı bahar ya da yaz ayında Safevi topraklarına geçmek amacıyla Erzincan civarına gelindiğinde, geriden yetişen Dulkadir beyi Şehsuvar Ali Bey güçleriyle çatışma ve yenilgi. Bu çatışmadan sağ kurtulan Şah Celâl daha sonra ele geçirilerek öldürüldü ve başı İstanbul’a padişaha gönderildi. Tutsaklık ve kırımdan kurtulabilen yandaşları ise Safevi topraklarına geçtiler. Bu eylemin Osmanlı toplumunda derin izler bıraktığı görülmektedir. Bu olay sonrası Anadolu’da ortaya çıkan bütün halk haraketleri kim tarafından çıkarılırsa çıkarılsın, niteliği ve boyutu ne olursa olsun Şah Celâl’in adından haraketle “Celâlî” olarak anılmaya başlandı.

D. Şah Veli Ayaklanması – 1519

Şah Veli, Bozoklu Şeyh Celâl’in müridlerinden biridir. Şeyh Celâl olayı sonrası Bozok yöresinde Alevî-Kızılbaş toplumuna uygulanan baskı ve kıyımlar sonucu ortaya çıkmış bir harakettir. Özellikle eyleme Keçeci, Çanağılı, Kara Keçilü, Kırıklu gibi Kızılbaş aşiretleri büyük destek vermişlerdir.

Etkili olduğu alan: Bozok, Tokat, Zile, Turhal, Amasya, Erbaa bölgeleri.

Katılımcılar: Bozok, Tokat ve Amasya yörelerinin Kızılbaş köylüleri ve göçebe Türkmen aşiretleri.

Sonuç: 24. Nisan 1519 yılında Sivas bölgesinde Kızılırmak üzerinde bulunan Şahruh köprüsü dolaylarında Rum (Sivas) Beylerbeyi Şadi Paşa, Karaman Beylerbeyi Hüsrev Paşa ve Dulkadiroğlu Şehsuvar Ali Bey öncülüğünde hareket eden Osmanlı güçleriyle çatışma ve yenilgi. Kıyımdan kurtulan Şah Veli daha sonra Ulu Yörük aşiretine bağlı Cungar oymağı tarafından Şehsuvaroğlu Ali Bey’e teslim edildi ve başı kesilerek ortadan kaldırıldı.

E. Süğlün Koca-Baba Zünnun Ayaklanması – 1526

Süğlün Koca ayaklanması her yönüyle ağır vergiler altında ezilen köylünün direniş hareketidir. 1526 yılında Süğlün Koca‘ya ektiği topraklar için fazladan 200 akçe vergi yazılmıştı. Bu verginin ağır olduğunu belirten Süğlün Koca görevlilere bunun 100 akçeye indirilmesi dileğinde bulundu.

Görevliler Süğlün Koca’nın durumunu dikkate almadığı gibi çevresinde bulunanlara baskı yaptı ve ek olarak aşağılamak amacıyla bu Alevî-Türkmen dedesinin sakalını ve bıyığını kesti. Bu baskı ve saldırgınlıklar üzerine olayalar patlak verdi. Süğlün Koca köylülerden ve aşiretlerden yardım istedi. 20 ağustos 1526’da kısa sürede uygulamalara tepki duyan geniş bir kitle toplanarak eyleme geçti. Eylemcilerin başında Dulkadirli Türkmenlerinden Baba Zünnun bulunuyordu.

Etkili olduğu alan: Bozok Sancağı, Tokat, Amasya, Sivas, Toroslar, Maraş, Çukurova yöreleri.

Katılımcılar: Bozok bölgesinde yaşayan Osmanlı yönetiminden hoşnutsuz Alevî-Kızılbaş köylüler, haksızlık ve adaletsizliklere tepki duyan aşiretler.

Sonuç: Baba Zünnun öncülüğünde haraket eden isyancılar önce Bozok Sancakbeyi Mustafa Bey’in konağını bastılar. Kendisini, İlyazıcısı Kadı Muslihüddin’i ve yazıcı Mehmet’i öldürdüler. Bunun üzerine merkezi yönetim Karaman Beylerbeyi Hürrem Paşa’yı isyancıların üzerine gönderdi. Kaysei yakınlarında bulunan Kurşunbeli’nde çıkan çatışmada Osmanlı güçleri yenilgiye uğradı. Hürrem Paşa, Kayseri sancakbeyi Berham Bey, İçel Sancakbeyi Ali Bey bu çatışmada öldüler. Bu başarıdan sonra güçlenen isyancılar Artukabâd ve Kazova yörelerine doğru yürüyüşünü sürdürdü ve buraları ele geçirdi.

Gelişmelerin boyutu üzerine Osmanlı yöneticileri daha kapsamlı bir hazırlık yaparak Rum (Sivas) Beylerbeyi Hüseyin Paşa ve Maraş Sancakbeyi Mahmut Bey öncülüğünde büyük bir Osmanlı ordusuyla Sivas’ta toplandı. Kazova yöresinde durum belirlemesi yapan Malatya Sancakbeyi Yularkıstıoğlu İskender Bey’in giriştiği ilk öncü çatışmalarda Osmanlı ordusu ciddi kayıplar verdi ve kuşatma içerisine düşen İskender Bey canını güçlükle kurtardı. Durumun ciddiyetini gören Hüseyin Paşa bütün eyalet askeriyle birlikte Baba Zünnun üzerine yürüdü ve Höyüklü (Solakzade’de Hunbeli, Celâlzade’de Muyuklu) denilen yerde 26 Eylül 1526’da büyük çarpışmalar yaşandı.

Çatışmada Baba Zünnun öldü ve önemli kayıplar veren yandaşları dağlara çekildiler. Gece toparlanan Baba Zünnun eylemcileri Osmanlı ordusuna yeniden saldırarak ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bu saldırıda ağır yaralanan Hüseyin Paşa çareyi Sivas’a kaçmakta bulduysa da, Sivas’ta bu yaradan kurtulamadı ve yaşamını yitirdi. Fakat üç gün sonra “Kürdistan askeri”yle yetişen Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa, Düzcuma denilen yerde isyancıları kesin yenilgiye uğratarak eylemi bastırdı ve Osmanlı yönetimini bir ölçüde rahatlattı.

F. Zünnunoğlu Halil Ayaklanması – 1527

1527 yılında Süğlün Koca-Baba Zünnun eyleminin bastırılmasından kısa bir süre sonra ardı arkası kesilmeyen baskı ve kıyımlar nedeniyle Bozok bölgesinde olaylar yeniden patlak verdi. Eylemin öncülüğü Zünnunoğlu diye anılan bir halk önderi tarafından yürütülüyordu. Zünnunoğlu Halil Bey‘in “danışman”larında ve önemli yardımcılarından biri de Tokat yöresinin etkili ocaklarından Hubya tekkesinin piri Hubyar Baba’ydı.

Etkili olduğu alan: Bozok, Tokat ve Sivaz bölgeleri.

Katılımcılar: Hisarbeğli Oymağı, Çiçekli, Ağca Koyunlu, Mesutlu ve bölgede bulunan diğer Alevî-Kızılbaş Türkmen aşiretleri.

Sonuç: Kısa sürede sayısı binlerce kişiye ulaşan eylemciler Unavur denilen yerde Rum (Sivas) Beylerbeyi Yakup Paşa öncülüğünde üstlerine gelen Osmanlı güçlerini yenilgiye uğrattılar. İsyanı bastırma görevi bu nedenle saray tarafından yeniden Diyarbekir Beylerbeyi Hüsrev Paşa’ya verildi. Üstlerine gelen güçlü Osmanlı ordusu karşısında tutunamayacaklarını anlayan ve kıyımdan kurtulabilmek için Safevi topraklarına geçmeye çalışan isyancıların önünü Hüsrev Paşa Erzurum-Pasin ovasında kesmeyi başardı. Çıkan çatışmada güçlü Osmanlı ordusu karşısında isyancılar ağır bir yenilgiye uğradı. Bastırılan bu isyandan eylemin önderi Zünnoğlu’nun kaçarak kurtulmayı başarmasına karşın eylemciler büyük bir kıyıma uğramaktan kurtulamadılar.

G. Kalander Çelebi Ayaklanması – 1527

Önderliği, yayılma alanı ve etkileriyle yukarıda sunduğumuz isyanlara eklenen son önemli halka 1527 yılında ortaya çıkan Hacı Bektaş postnişini Şah Kalender (Çelebî) ayaklanmasıdır.

Eylemin Rum (Sivas) eyaletindeki gelişimi, yayılma alanı ve etkisinden yola çıkarak 1527 Mart ayında başladığını söyleyebiliriz. Yalnız bu tarih, isyancıların somut eyleme geçme tarihidir. Konuyla ilgili verilerden çıkardığımız bilgilere göre bu tarihten önce uzun süre isyana katılan çeşitli kesimlerden topluluklar arasında görüşme, konuşma, anlaşma ve ön hazırlık çalışmaları yapılmış olmalıdır. Aslında çıkabilecek olası çözülmeleri engellemek açısından böyle bir durumun olması doğaldır. Nitekim bütün “ikrar” ve anlaşmalara karşın gelişmeler içerisinde olayının boyutunun böyle bir noktaya varması engellenememiştir.

Genel olarak isyanın çıkış nedenleri:

1. Anadolu’yu kasıp kavuran yokluklar.

2. Toplum üzerindeki kesintisiz süren baskı ve kıyımlar.

3. Halkın üretiminin çeşitli adlar altındaki kaldırılamayacak ölçüde ağır olan vergiler yoluyla yağma ve talan edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan aşırı yoksulluk.

4. Sultanın kulları sayılan toplumun sürekli sonu gelmez seferlere götürülmesi ve gidenlerden birçoğunun gelmemesi.

5. Türkmen kökenli timarlı sipahilerin timarlarının ellerinden alınması ve böylelikle geçim kaynaklarının kurutulması.

6. Adalet dağıtmakla yükümlü kadıların adaletsizliği ve başını alıp yürüyen rüşvet ve yolsuzluk.

7. Bitmek bilmeyen sıkıntılardan bunalan toplumun devlet idaresinden hoşnutsuzluğu.

Etkili olduğu alan: Kırşehir, Ankara, Çorum, Amasya, Bozok, Tokat ve Sivas sancaklarının tamamı Maraş, Sarız ve Elbistan yöresi.

Katılımcılar: Rum (Sivas) eyaletinde bulunan bütün Alevî-Bektaşî-Kızılbaş Türkmen aşiretleri, Dulkadirli oymakları, daha önceki kıyımlardan kurtulan isyancılar, timarları ellerinden alınan timarlı sipahiler. Olayın içine timarlı sipahilerin etkin katılımı olayın arka planında önemli ölçüde ekonomik nedenlerin yattığını kanıtlar niteliktedir.

Sonuç: Sivas bölgesinde yaşanan uzun süreli kuşatmadan kurtularak haziran ayı başlarında Maraş-Nurhak Dağları Başsaz yaylasına geçen isyancılar, burada Osmanlı güçlerinin baskını ve isyana katılan kimi aşiret beyleri ve timar sahiplerinin Osmanlı yöneticileriyle işbirliği sonucu 8 ramazan 933’de (22 Haziran 1527 yılı) ağır bir yenilgiye uğramış, Kalender Çelebi ve Şah Kalender’i sonuna dek yalnız bırakmayan Veli Dündar başta olmak üzere isyanın önderleri öldürülmüş ve isyana katılanların büyük çoğunluğu kılıçtan geçirilmiştir.

Görünümü ve önderliğinin toplumsal kökeni ne olursa olsun nesnel bir yaklaşımla incelendiğinde bu olayın, Osmanlı sistemi içerisindeki ezilen toplum kesimlerinin en kapsamlı direniş eyleminden biri olduğu gözden kaçmayacaktır.

[Osmanlı Gizli Tarihinde Pîr Sultan Abdal ve Bütün Deyişleri, Ali Haydar Avcı, Barış Kitap, (ss.30-38)]
aha.jpg

Reklamlar