YOL CÜMLEDEN ULUDUR


Bülbül-ü şuara hep zârı bizden öğrenir

Dûdû-yu sûr-nâ gûftarı bizden öğrenir
Âşık-ı sâdık olanlar bilir kavl-i kararın975-9025-40-3_tn
Hem ehl-i harabâd etvâr-i bizden öğrenir

Biz hakikat kenzinin bevabın derbanıyız
Hem mûciz marifet ehli’nin hayranıyız
Bizi hor görmeyin kim dil mülkinin sultanıyız
Bunca ârifler gelir esrarı bizden öğrenir

Dilber-i Şirin için âlemde Ferhat olmuşuz
Gerçi Mecnûnuz ama Leylâ’dan azad olmuşuz
Sûrette kemterleriz mânâda üstâz olmuşuz
Cümle aşıklar gelir dildârı bizden öğrenir

Ey Güzide bezm-i gâmda gezme hod serseri
Oluben meydân-ı aşkta merd olan gelsin beri
Bizdedir velhasıl mihr-i muhabbet defteri
Onca şairler gelir eşarı bizden öğrenir
-Güzide Ana-

Latife bismillahımız
Tesbihi zikrullahımız
Mürşit bizim Allahımız
Allah bir iki demeyiz
-Meluli Baba-

Kızılbaş Meydanı

Otantik Aleviliğin kimi temel özelliklerini açığa vuran yaşam belirtileri, en son 1950 yıllarına kadar bir biçimde varlıklarını sürdürdüler. Bu, fizik yapılara olduğu kadar günlük konuşmalara dek yansıyan kimi kavram ve anlatımlara tanık olunabilmekteydi. Alevilerin toplum olarak artık kapitalist toplumun bir bileşeni haline geldiği içinden geçtiğimiz uğrakta ise bu özlliklerin kırıntısından bile sözetmek artık olası değil.

Başlığa aldığım ifade, esas olarak otantik Aleviliğin sosyal-toplumsal yapısına ve cinslerin karşılıklı duruşuna yönelik, dahası da, kadına vurgu yapan bir erkân belirlemesidir. Yol Üyeliği ya da aynı anlamda Yol Vatandaşlığı ya da Yol Evlatlığı bağlamlarında Müsahipliğin konuşulduğu yerde. “Ali Erkân, Fadime Yoldur” belirlemesi, taşıdığı hem zahiri hem de batıni anlam bakımından, başlı başına incelenmesi ve kavranılması gereken bir konudur.

Ne ki, geldiğimiz noktada bir çoğumuzun yakından gördüğü ama bir türlü farkındalık alanına getirmediği bir husu var ki, kendisini en çok bu noktada hissetirir. Özellikle 1510 yılında, bir yanda Osmanlı diğer yanda İran, bir yanda Sultan Yavuz Selim, diğer yanda Şah İsmail’in yeraldığı tarihi duruşma, aslında ve özünde, en Batıdan başlayarak Daylem alanının eşiğine dek, bir tekmil Alevi Ocak ve yerleşim yerlerinin üzerinde yaşayanlar da dahil olmak üzere, bir baştan bir başa elden geçirilmesi; yağma ve talan edilmesi, kılıçtan geçirilmesi, göçertilmesi, geride kalanların ise bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde biçimlendirilerek baskılanması, hem Alevi Toplumu açısından hem de bir bütün Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’nın yapısal dokusu ve kültürel süreği açısından, gördüğü en büyük ikinci kırılmayı ifade eder. Ki, bu günkü tarihsel uğurakta, Alevilerin içinde bulunduğu bitme noktasındaki hâl-i pür melâl’inin, köklerinin filizlendiği tarihi kırılmadır sözünü ettiğim ve yeterince açıktır. O tarihten bu tarafa, Yola ait bütün belirlemeler, öncelikle Ortaklığa dayalı toplumsal yaşam koşulları adım adım tasfiye edildiği gibi, Yol insanınca hiç bir yazılı kayıt da bulundurulmayıp herşey sözlü aktarımlarla sürüdürüldü.

Bu bağlamda da, özellikle konumuza ilişkin belirlemeleri, hem gerçek kimlikleriyle ve özellikleriyle anlatmak, hem de belgelemek, imkansız denecek ölçekte zordur artık. Özellikle de kadına ilişkin konuları ele almak, bu yönlerden elli kere daha zordur. Genelde kadının tarihi yoktur ama Kızılbaş Kadının tarihi, elli kere daha yoktur. Bununla birlikte, orada burada kendisini saklayabilmiş belirtilerden hareket etme ve Aleviliğe ilişkin özellikleri açığa çıkarmayı denemek zorundayız.

Konumuza dönerek devam edelim.

Kadim geçmişten bu yana ister cins ister sınıf olsun, insanal dünyanın ortayerine egemenlik denilen bir ilişki tarzının düştüğü günlere dek gidebilen bir geçmişe dayanan, tekmil egemenlik dışı kalmış ‘Doğal Din Toplulukları’ının, ortak özelliğidir. Kendilerine ilişkin tekmil anlatımları ikili bir karekter gösterir. Buna göre birinci anlatım herkesin bilmesi gerekenler olarak belirtebileceğimiz bir ifade yöntemi ya da bilgi aktarım yöntemidir, buna “zahiri” anlam ya da anlatım diyoruz. Batı literatüründe buna “egzoterik” anlam/anlatım deniyor.
İkincisi; Yola dair hem öz hem de gerçek anlamlarına yer verilen anlam ve anlatıma ise “Batıni” anlam ve anlatım denmektedir. Batılı literatürde batıni kavramının karşılığı ise “Ezoterik” olarak belirtilmektedir. Bu ifade tarzının yaratıcıları, Doğal Din Toplulukları olmakla birlikte, bizim coğrafyamızda dillendirilmiş ve yazılı hale getirilmiş bir tekmil Mitoloji ve Teoljık anlatımlara da yansımış bir yöntemdir bu. Bu realite bilinmeden girişilen bütün yazım ve anlatımların karşılığı yoktur. Kim yaparsa yapsın bu çalışmayı, kişisel yeteneği ve kariyeri ne olursa olsun, karşılığı olmayan bir çalışmadır. Ama ne yazık ki bilgi fukaralığının dizboyu olduğu günümüzde ise bu durum, tam bir açmazdır Yol gerçekliğine ulaşabilmek açısından.

Aleviliğin bütün sürekleri (bölükler) tekmil özgünlüklerine ve bu bağlamda farklılıklarına karşın, kendilerine ilişkin tekmil anlatım ve ifadelerin kaynağını belirttiğim yöntem üzere, Yol’dan, Yol’un dünya görüşünden aldıkları için YOl Birliği içinde kalırlar. Bu bağlamda, gerek toplumsal yapıları, gerek o yapı içinde cinsler arası ilişki ve bu ilişkinin taşıdığı anlamlar değişmez. Hepsinde aynıdır. Dünya görüşündeki farklılaşma ve değişim olduğunda Birlik de bozulmaya yüz tutar.

Buna göre, biz, Alevi Kızılbaş Süreğini özne olarak aldığımız için, burada belirttiğimiz ve belirteceğimiz tekmil anlatımların kaynağı, Kızılbaş Aleviliğin dünya görüşüne dayanır. Peki nasıl bir ifadeye dayanıyor dünya görüşü, konuyu dağıtmamaya özen gösterek ifade edecek olusam, en kestırme olarak;

Varlığın Doğuşuna dayanan bir dünya görüşüdür. Buna göre dünya da dahil evrendeki her şey, doğarak gelir. Bütün doğumlar;

Her şey yaratıldı bir tek noktadan
Noktada gizlidir esrarı yezdan

nefesinde de dillendirildiği gibi, ‘Nokta’nın kendi kendisini doğurmasıyla varlık alanına gelirler. Her şey doğarak gelir, doğumdan gelmeyenler ispatsızdır. Onlar yokturlar.

Belirttiğim gibi Kızılbaş Alevilikte de gerek Yol Kardeşliği ya da Yol evlatlığı, gerekse cinsler arası ilişki, kaynağını işte bu dünya görüşünden alır. Bu bağlamda, kız ya da erkek her Yol adayı bir kez, eril ile dişil olanın yani ana ile babanın birleşimi yoluyla Anasından doğarak gelir bu dünyaya. Bu biyolojik bir doğum olarak Yol dilinde, “Bel Evladı” olarak dillendirilir. Anasından doğmuş olmak, adaylık için yeterlidir ama bu bireyin Alevi olduğunu belirlemez. Bunun için bir de Yoldan Doğması gerekmektedir. Eş ve Eşitlik ikrarından geçtiğinde ve Meydanda hazır bulunan canlardan rızalık alıdığında, “ölmeden ölmüş” ya da bir adım önceki benliğinde ölmüş, yeniden doğmuş olarak kabul görür. Yoldan doğmuş sayılır ve o saatten itibaren YOL Evladıdır.

Sözün burasında bir batın bigisi aktarmak zorunlu görünüyor. O meydan da Bulunmamışlar için şimdi aktaracağım bilgi bir sırdır. Bilenlerin artık kendisinde götürmemesi gereken bir bilgi. Eş ve eşitlik erkânı tamamlanıp erkan Bir’lenip sırlandığında Pir, erkek kardeşlerin her birini ayrı ayrı Ocak başına yani Pir Postunun önüne çağırır. Ancak Onun duyacağı bir şekilde kulağına eğilerek şunları söyler:

“Ey talip şimdi söyleyeceklerimi belki yüzlerce kerre duydun işittin ama ben bir kere daha burada belirteceğim. Senin baban bedende senin babandır ve bu görünür olandır. Senin gerçek baban kimdir, bunu sadece annen bilir ve bu HAK ONUN’dur. Bu nedenle yarın UKBA Gününde (Sorgu Meydanında) sen Ananın adıyla anılacaksın.”

Daha sonra Pir diğer erkek kardeşi çağırır, aynı şeyleri ona da söyler ama kime ne söylemişse, söylenen onda kalır, bir diğerine aktarmaz. Sormaz da.

Kadim Kızılbaş Alevi süreğinde, Çocuk Anasından doğduğunda nasıl kundaklanıp anasının adıyla çağrılıyor ve gülbanklar eşliğinde kulağına fısıldanıyorsa, kişi hakka yürüdüğünde de, yeni bir “doğum” olduğu için yine kundaklanır ve anasının adıyla anılır.

Özgürlüğünü özgürlüğüme kat, özgürlüğümü özgürlüğüne katayım, Özgürlük alanımız daha geniş olsun!…

Bu ifade Alevi Dar Hukukunda kişi hak ve özgürlüklerine ilişkin bir erkân belirlemesidir. İşlediğimiz konuyla da doğrudan bağlantısı var. Şöyle var;

Eş ve Eşitlik erkânından geçerek “dört baş bir beden” ifadesinde anlamını bulan, Yol Evladı olarak Yola dahil olmuş ise eril ve dişil kardeşler; Alevi sosyalitesine göre de yeni bir haneyi/Ocağı da ilave etmiş sayılırlar toplum yapısına. Maddi ve Manevi olarak Yol Meydanına katılarak, o meydana mensup öncekilerle her bakımdan eşitlenerek vatandaş olmuşlardır. O saatten itibaren öncekilerle haklar da görevler de eşittir artık.

Bu Meydanda, Alevi Dar Hukukuna göre; her birey önce kişisel özgürlüklerini birbirine katarak, daha genişlemiş bir özgürlük meydanında, Eş olmuşlardır. Eş ve Eşitlik erkânından da geçmek süretiyle, kendi özgülüklerini Toplum özgürlüğüne katarak daha da geniş bir özgürlük meydanında “Eş ve Eşit” olmuşlardır. Her sözcük ya da kavram maddi olarak hangi türden bir yaşam ortramından kaynak alıyorsa, onun ifade etmek üzere dile gelirler. Her şeyin meta ve değişim değeri üzerinden anlam ve değer kazandığı kapitalist toplum ortamına göre, bu kavramlar ilkel kalabililir. Ama bir de içerdiği toplumsallığa bakınız;
Burjuva Hukuk sisteminde “bir bireyin özgürlüğü, diğerinin başladığı yerde biter”. Toplumla birey arasındaki ilişkide bu sistem, toplumun özgürlüğünün başladığı yerde ise bireyin özgürlüğü biter şeklini alır. Tolum olmanın örgütlü ifadesi olarak devletle toplum arasındaki ilişkinin sözünü ettiğimiz hukuk ilkesine göre belirlenmesi ise şöyle açığa çıkar; “devletin özgürlüğünün başladığı yerde toplumun özgürlüğü biter”. Görülüyor ki, en uygar gibi ele alınan ve yere göğe sığdırılamayan kapitalist hukukun özgürlük için sağladığı olanak, tümüyle devlet içindir. Bireye ininceye kadar özgürlük, ancak, dayatmalarla devlet özgürlüğünün snırlandırılmasıyla elde edilmiş kırıntlardır. Bu nedenle de özgürlük için ayağa kalkacak tekmil toplum kategorileri, devletin özgürlük alanını sınırlamak ve sonuçta da bitirmek üzere yola çıkmalıdırlar.

Tarihsel ve toplumsal olarak Kadim Anadolu ve yukarı Mezoptamya, tarihe Neolitik Devrim olarak kaydını düşürmüş olan ilk Köy devriminin gerçekleştiği yer olması bakımından daha başından itibaren, en azından çok yakın tarihlere kadar ANA’SOYLUDUR.

M.Ö 1200’lü yıllardan başlayarak Ananın önceliği ve önderliği M.S. 200.lü yılara kadar eş ve eşitlik düzeyinde bir denge üzerine yürümüştür. Bütün bir çevre erkek atanın önceliği ve önderliği esasına göre değişmiş dönüşmüş olduğu halde, Yukarı Mezoptamya ve Anadolu, Bereketli Hilal olarak bilinen alan çekirdek olmak üzere eş ve eşitlik zeminindedir. M.s. 200’lü yıllarda -ki Asker kırallıklar döneminin başladığına işarettir- Eş ve Eşitlik ilişkisi giderek aleyhte bozulmaya başlar ve bu düzey geleneksele bağlı kalan Kandaş Ortaklık yapılanmalarında kendi süreğini devam ettirir. 800’lü yıllardan başlayarak 1200’lü yılların ortalarına kadar süren gelişme ve değişimlerde ise Kandaş sürek, Yol kardeşliğine, kandaş Alevilik te YOL BiRLİĞİNE evrilir. Bu sürek içerisinde zahiren Alevi toplumu Baba soyludur ama Batınen Ana’soyludur. Eş ve Eşitlik erkânının bütün boyutları bize bunu kanıtlamaktadır. Başkaca da bir delilimiz bulunmamaktadır.

Konu bittiği için değil ama yer bittiği için, bir Yol sözüyle sözü bağlamak istiyorum;

“Biz Ali’ye Ali dedik Fadime’den Ötürü.
Ali Erkândır, Fadime Yoldur ve Yol cümleden uludur”
söyledi ulumuz.

Bu nedenle erkân; Hak Muhammed Ali” diye bağlandı.

Ama erenler meydan açtığında erkânı yeniden dillendirdi, bu kez batınen:
“HAK NACİ NACİYE”
dedi.

Naciye’den sır doğan Güruhu Naci derler bize.
Cümlemiz Ana Naciye evlatlarıyız”
diyerek bağlayıp sırladı sözü.

Bilmeyen bilmedi, bilen de demedi!..

Haşim Kutlu

Reklamlar